HİÇ DÜŞÜNMEDİĞİNİ,DÜŞÜNDÜN MÜ HİÇ?
HİÇ DÜŞÜNMEDİĞİNİ,
DÜŞÜNDÜN MÜ HİÇ?
Durup düşünmek,
Durup fark etmek için
İlla ki tramvaya sebep olacak, dik bir duvara vurmak mı gerekiyor?
Sevmeye vaktimiz yok,
Düşünmeye vaktimiz yok,
Ailemize vaktimiz yok.
Çünkü programlandık;
Sürekli tüketmeye,
Sürekli daha çok kazanmaya ve daha çok harcamaya,
Daha az şükretmeye,
Daha çok şikâyet etmeye.
Ve doğal olarak sevmek kimin umurunda?
Tüketmeye şartlanmış beyinlerimiz,
Paranın esiri olmuş ruhumuzla,
Tek hedefimize ulaşmak için iflah olmaz bir hırsla yaşarken,
Ayrıntı olarak gördüğümüz duygularımızı,
Görmezden gelmeye o kadar alıştık ki,
Bunları hatırlamak bile istemiyoruz çoğu zaman.
Daha çok almak,
Daha iyisine kavuşmak,
Daha yenisine sahip olmak için,
Koşturup duruyoruz.
Ve asla içinde olduğumuz anın ve koşulların verdikleri ile ilgilenmiyoruz.
Çünkü bir şeye sahip olduğumuz andan itibaren,
Bir diğerini odaklanmış beynimiz onu elde etmek için savaşmaya başlıyor.
Mutluluk dediğimiz tarif edilemez his,
Sürekli kelimeler ve yazılar arasında anlamını yitirmiş olarak,
Dilden dile dolaşmaya devam ediyor.
Dün aldığınız yeni bir elbise,
Ertesi gün daha iyisini görünceye kadar sizi mutlu ediyor,
Geçen yıldan beri bindiğiniz arabanın varlığına şükretmek yerine,
Sürekli son model bir arabanın hayali ile yanıp tutuşuyorsunuz,
Aslında kazanmakta olduğunuz maaşınız ile ne çok şey yapabildiğinizi unutup, Daima daha fazla kazananların yerinde olamadığınız için öfkeleniyorsunuz,
En iyi otelde tatil yapmak istiyorsunuz
Ama gittiğiniz bir piknikte yaşadığınız harika günü hiç hatırlamıyorsunuz,
Daha iyi bir evde yaşamak, daha şık bir masada yemek yemek,
Daha lüks koltuklarda dinlenmek istediğiniz için sürekli çalışıyorsunuz,
Oysa daha iyisini elde ettiğinizde,
O sürekli isteyen içinizde ki açlığın asla geçmeyeceğini hiç hesaba katmıyorsunuz.
**********************
Hayatın amaçları ile araçlarını karıştırdığımızdan,
Basit araçları bitiş çizgisine koyduğumuzdan o bitişe hiç varamıyoruz.
Hani küçük bir çocuğa bakarken,
Oynadığı oyunu basit görürüz,
Ağladığı şeylere şaşırırız,
Küçücük bir oyuncakla duyduğu mutluğa şaşırırız
Ve ‘'çocuk işte'' deyip ta ki büyüyünceye kadar çok da ciddiye almayız onu.
Ama o hayatı öğrenmek, hayata hazırlanmak için onları yapmak zorundadır.
Biz de yetişkin bedenlerimiz ile onlardan çok da farklı davranmayız.
Hazırlanmamız gereken bir hayat olduğunu hiçbir zaman fark etmeden,
Geçici olan şu dünyaya deliler gibi sarılıp,
Hayatla sürekli kavga ederiz.
Yaşamın içine saklanmış
Ve
Bazen bir perdenin, bazen bir arabanın,
Bazen bir miktar paranın, bazen bir mevkiinin,
Bazen bir sevgilinin, bazen de bir hastalığın arkasına gizlenmiş
‘'o sırrı'' hiç fark edemeyiz.
Oysa ‘'o sır''
Her saniyemizi şekillendirmenin tek yolu,
Tek çıkış kapısı ve tek çaresi olan
‘'düşünmektir''
O sır;
Şu kısacık hayatın her anını ‘'düşünebilmeyi becererek'' yaşamaktır.
KİM, NE DEMİŞ?
Shoupenhaur demiş ki;
Dünyanın en yoksul insanı, paradan başka hiçbir şeyi olmayan insandır.
Yazı Tarihi : 26 Mayıs 2009 Salı