TATBİKATLAR VE GERÇEKLER
TATBİKATLAR VE GERÇEKLER
Bundan bir süre önce Serdivan Lisesi'nin Müdürü Eyüp Yazıcı, deprem tatbikatını ciddiye almayan öğrencilerine ve öğretmenlerine çok sert çıkışıyor, biz de haberini yapıyorduk.
60 sn içerisinde okulu boşaltması gereken öğrenciler 3,5 dakikada okuldan çıkarken, Müdür Yazıcı, "Deprem olsaydı, hepimiz ölmüştük, ciddiye alın tatbikatı" diyerek bağırıyordu.
Murat Soğancıoğlu Kız Yurdu ile Bursa'daki Şevket Yılmaz Devlet Hastanesi'nde meydana gelen yangınların ardından, Yazıcı hocanın ne kadar haklı olduğu bir kere daha ortaya çıktı.
Bizdeki tatbikatlar, nerede yapılırsa yapılsın genellikle, argodaki ifadesi ile "geyik" şeklinde geçer..
Göstermelik olarak okul veya hastane bahçelerinde paçavra parçaları tutuşturulur, yangın söndürme tüpleri ile yangın söndürülür, orada toplamam 20-30 kişi de bunları izler..
Tatbikat denilen şey de budur.
Tatbikatların ne kadar yetersiz olduğu ve ciddiye alınmamasının bedelinin ne kadar ağır olacağını, maalesef 2 hafta içerisinde meydana gelen 2 yangında gördük.
Peki deprem bölgesi olan şehrimizde, bugüne kadar geniş katılımlı kaç kere deprem tatbikatı yapıldı.
Hiç!..
Bugün, hatta şu anda bir deprem olsa, ne yapacağınızı biliyor musunuz?
Ben bir gazeteci olarak bilmiyorum.
Daha önceki tecrübelerimize istinaden, kendimize göre çözümler üreteceğiz.
Hastane Müdürleri ve çalışanları biliyorlar mı?
İtfaiye erleri?
Yerel yönetimlerde çalışanlar?
Depremin hemen ardından nerede toplanılacak?
Sahra hastaneleri nerelerde konuşlanacak?
Yardımlar hangi bölgelerde toplanacak?
Bütün bunları sivil savunma ekipleri ve üst düzey yöneticilerin dışında bilen var mı?
Oysaki deprem veya sel, yangın gibi büyük afetler sırasında kimin ne görev yapacağı bugünden belli olmalı.
Örneğin, gazeteler bir önceki günün haberlerini vereceğinden ötürü, radyolar ve televizyonlar, kriz merkezleri ile ortak çalışıp, halka duyurular bunlar aracılığıyla yapılmalı.
1999 Marmara depremini hatırlayın.
Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit bile uydu aracılığıyla yayın yapan Ulusal Kanallar'dan Ankara'daki birimlere bazı talimatlar göndermemiş miydi?
Depremin ardından elektrik kesintisi olduğundan ötürü, ben de bir aracın içerisindeki radyodan neler olup bittiğini öğrenmiştim.
İşte Sakarya geneli açısından geniş katılımlı bir deprem tatbikatının zorunlu olduğunu, bunun öncesinde de gerekli kurum ve kişilere özel görevlendirmeler yapılmasının gerektiğini düşünüyorum.
Gelelim Sakarya'daki yurt yangınına..
İki canımızı kurban verdiğimiz yangında, kapılar kilitli olmasa, yangın merdivenleri kullanışlı olsa, bina içerisindeki malzemeler yangın ihtimaline önlem alınarak depolansa sonuç farklı olur muydu?
Peki, daha öncesinde burada etkili bir yangın tatbikatı yapılsa ve yangın sırasında kimin nerede olacağı, ne yapacağı belirlense!...
Tatbikat kadar, yangına karşı gerekli donanımlar konusunda da özellikle kamu binalarının, ödenek sıkıntıları nedeniyle içler acısı bir hal içerisinde olduklarını biliyorum.
O konuya hiç girmek istemiyorum.
Ama hafife aldığımız zaman, nasıl felaketlerle karşılaştığımızı son iki hafta içerisindeki iki kötü örnek ile görmüş olduğumuz lütfen gözden kaçırılmasın.
İSTİFA MÜESSESESİ OLMAZSA!
Sakarya'da öğrenci yurdu yanıyor: 2 gencimiz ölüyor.
Bursa'da devlet hastanesi yanıyor: 8 hasta yaşamını yitiriyor.
Her iki olayda kusur olduğu kesin.
Yöneticiler halen görevlerinin başında..
Ne onlar istifa etmeyi düşünüyorlar, ne de onları açığa alanlar var.
Siz o kurumun müdürü veya sorumlusu baştayken, nasıl soruşturacaksınız olayı?
Size göre kendisinde hata olan bir sorumlu, görevinin başındayken, bunu kabullenir mi?
Açığa almanın esprisi budur!
İstifa etmenin de, hem kamu açısından hem de vicdani açıdan gerekliliği vardır.
Bugüne kadar böyle bir şey olmadı.
Çünkü bu makamlarda oturan şahısların kişilikleri, makamlarının çok gerisinden gelmektedir.
O kişilikler, bunun için makamlara ihtiyaç duyarlar..
Dolayısıyla yapıştıkları ve nasılsa bir şekilde oturdukları koltukları asla ve asla terk etmek istemezler..
İstifa müessesesi bu nedenle ülkemizde çalışmaz..
Çalışmayınca biz de olduğumuz yerde dönmeye devam ederiz.
İSMAİL'İN YERİ
Duble yol çalışmalarının geldiği noktayı yerinde görmek için dün Mekece'ye kadar özel aracımla gittim.
Öyle ya, kulaktan dolma bilgilerle yorum olmaz.
Pamukova'ya kadar olan kısımda ciddi ilerlemeler var.
Hatta Pamukova'ya yaklaştıkça, Tunatan tesislerinin önünde 3-4 makine ve 10 civarında kamyon ile asfaltlama çalışmalarını görünce, müteahhit firmanın çalışmalarını taktir ettim.
Dönüşte Karaçam Köyü'ne varırken, sol tarafta "İsmail'in yeri" karşımıza çıktı.
Biraz mola verip, arkadaşım ile birlikte soluklanalım istedim.
Senelerdir Ankara'ya giderken, Bolu dağında nefes aldığımız "İsmail'in yeri" vardı ya!..
İşte orijinali Karaçam'da açılmış.
Biz orada (söylemesi ayıptır), özel olarak hazırlanarak yapılan ızgara çeşitlerini tadarken, tesisteki doluluk dikkatlerimizden kaçmıyor.
Bolu dağındaki lezzeti bulup bulamayacağımızı düşünürken, aynı lezzetle karşılaşmak, hele ki Karaçam gibi yakın bir yerde bunu yakalamak sevindirdi beni.
Duble yolu yapan işadamımız, "İsmail'in Yeri"nde de başarıya ulaşma yolunda emin adımlarla ilerliyor.
İsmail'in yerini, İstanbul müşterisi çok iyi biliyor.
İstanbul'dan Anadolu'ya açılan kapıda, tam Geyve Boğazı'nın başladığı yerde açılan İsmail'in yerini Sakaryalıların da çok yakın bir zamanda keşfedeceğine inanıyorum.
Bir sabah yine özel ürünlerle hazırlanan ve sadece İsmail'in yerinde bulabileceğiniz "Köy Kahvaltısı"nı da tatma umuduyla ayrılıyoruz tesislerden..
GÜNÜN ATASÖZÜ
Katranı kaynatsan olur mu şeker, cinsi batasıca mutlaka cinsine çeker.
Yazı Tarihi : 28 Mayıs 2009 Perşembe