AĞIZ VE KULAK
AĞIZ VE KULAK
İki önemli uzvumuz.
Bir duyar, diğeri konuşur.
Kulaktan giren iyi algılanırsa, ağızdan çıkan o kadar iyi netice verir.
Bazılarımız ise bu iki uzvu kullanmaz ve başka yerlerinden duydukları gibi aynı yerden konuşurlar.
Bazen çok şey duyabiliriz.
Ama sağır gibi oluruz.
Hatta üç maymunları bile oynarız.
Bazen ise duymayız ama hayal gücümüz vardır.
Bol kepçe konuşuruz.
Lafın nereye gideceği hiç önemli değildir.
Önemli olan ağzımızdan salyalar akana kadar konuşmaktır.
Aşağıda makbul insan nasıl olmalıya güzel bir örnek var.
Gelin hep birlikte okuyalım.
İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi.
Doğum günleri, bayramlar da ilginç armağanlar göndererek karşıdakine zekâ gösterisi yapma fırsatlarıydı.
Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını huzuruna çağırdı. İstediği; birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıydı.
Aralarında bir fark olacak ama bu farkı sadece ikisi bilecekti.
Heykeller hazırlandı ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderildi.
Heykellerin yanına bir de mektup konmuştu.
Şöyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar:
"Doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum.
Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir.
Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir.
O heykeli bulunca bana haber ver."
Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı.
Üç altın heykel gramına kadar eşitti.
Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı.
Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler ama aralarında bir fark göremediler.
Günler geçti.
Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştu ve kimse çözüm bulamıyordu.
Sonunda, hükümdarı fazla isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber gönderdi.
İyi okumuş, akıllı ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı.
Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırttı.
Genç önce heykelleri sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi.
Teli birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı.
İkinci heykele de aynı işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan çıktı.
Üçüncü heykelde tel kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadı.
Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye gitmiyordu.
Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabı yazdı:
"Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir.
Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir.
En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır.
Bu değerli hediyen için çok teşekkür ederim.
GÜZEL SÖZLER
Başkasının bilgisiyle bilgin olsak bile ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz.
Montaigne
GÜNÜN FIKRASI
Temel 'in babası vefat eder. İdris cenazede Temel 'e
- Temel başın sağolsun. Rahmetli nasıl vefat etti? Diye sorar. Bunun üzerine Temel 'le konuşmaya başlarlar:
- 12. Kattan düşti.
- Demek rahmetli düştide oldi.
- Yok uşağum düşmekten ölmedi. Düşerken çamaşır ipine takildi. Ordan karşı binanın balkonuna uçtu. Sonra ordanda sekti binanın terasına. Ordanda düştü bu seferde bizim bakkalın güneşliğinden sekti...
- Ula uşağum bu adam nasıl öldü?
- Bakdık durmuyo, vurduk.
Yazı Tarihi : 27 Haziran 2009 Cumartesi