BAKAN KIR İLE SOHBET
BAKAN KIR İLE SOHBET
Akyazı Belediye Başkanı Yaşar Yazıcı telefonla aradı.
Akşama bir sohbet toplantısı hazırlamıştı.
Davet ediyordu.
Önemli bir konuk ağırlayacaktı.
Belçika'da Çevre ve temizlik ile sosyal hayattan sorumlu Bakan'dı bahsettiği.
Afyon Emirdağlı.
Yakın dostları aracılığıyla da Akyazı'ya sık sık geliyor.
Belçikalı Bakan Emir Kır.
Oldukça genç bir siyasetçi.
Etkinliği ile Bürüksel Başkent bölgesinde bir hayli fazla.
Hatta Sosyalist Parti'nin 3 numaralı isminden daha fazla oy aldığı için, aslında çok daha önemli bir görevde olması da beklenebilirdi.
Türkiye ile ilgili saptamaları da ilginç.
Bir Avrupalı olarak, daha doğrusu "bizi çok iyi tanıyan bir Avrupalı" olarak, tavsiyeleri de saptamaları da oluyor.
Konuya Kıbrıs'tan başlıyor.
Türk siyasetçilerin Kıbrıs'ta "Belçika Modeli" uygulansın önerilerine pek de sıcak bakmıyor.
Çünkü örnek verilen Belçika Modeli'nde bu günlerde ciddi çatlaklar oluşmaya başladığını söylüyor.
Belçika'daki 3 bölgesel Hükümetten zengin Flamanlar, artık vergilerini Belçika Federal Hükümetine değil, kendi bölgelerinde ödemek arzusundalar.
Dolayısıyla da federal yapı çatlamak üzere.
Belçika bugünlerde Konfederal bir çatı üzerinde çalışıyormuş.
Bakan Kır, aile, sosyal ve çevreden sorumlu Bakan olduğu için söyleşimiz bu konuya yöneliyor.
Bu sırada Türkiye'deki her yıl 1 milyon nüfus artışının etkilerine değiniyor.
Bu açıdan bakıldığında Avrupa'da nüfus artışının kontrol altına alındığını, bunun faydalarını anlatıyor.
Bu konuda "her aile 3 çocuk yapsın" görüşünde olan Başbakan Erdoğan ile çelişse de, konuşmaların ağırlıklı bölümünde Ak Parti Hükümetine övgüler yağdırıyor.
"5,5 yılda Türkiye çok büyük yollar aldı" diyor.
"Siyasi krize rağmen, ekonomi istikrarlı seyrini devam ettirdi" diyor.
"Ak Parti'nin kapatılması davasının çok iyi bir şekilde sonuçlandığını söylüyor."
İşte tam bu noktada soruyorum:
"Mensubu bulunduğunuz Sosyalist Parti, Belçika'da Anayasa'nın önemli maddelerine karşı faaliyetlerde bulunduğu, yüksek yargının hakimleri tarafından 11'e 1 sayısında tespit edilse, Siyasi olarak neler yapılırdı?"
Böyle bir soru beklemiyordu herhalde.
Diğer Avrupalı Parlamenterler gibi "Türkiye'de parti kapatılması, demokrasiye çok zarar verir" şeklindeki açıklamalar yapıyordu çünkü.
Çok da net olmayan cevabı arasında, Belçika'da da geçmişte bir siyasi partinin kapatıldığını, Avrupa'nın diğer ülkelerinde de bunun yaşandığını söyledi sonra.
Dağılma sürecindeki Belçika'nın, ülkeyi tek bir vücut yapacak ortak paydalar bulmakta zorluk çektiğini belirtiyor Bakan Ümit Kır.
İşte bu noktada da sohbete katkıda bulunmak istiyorum.
"Sınırsız özgürlükler ile bunun bir bağlantısı olabilir mi acaba?"
Öyle ya, her alt kimlik grubunun kendi dilinin resmi dil yapılması, her bölgenin federatif bir sistemle yönetilmesi, özgürlükler adına ortak paydaların dağıtılmasının ardından, birleştirecek tek çatı nasıl bulunabilir ki?
Belçikalı Bakan Ümit Kır'ın, "301'inci madde mutlak suretle değiştirilmeli" şeklindeki görüşü de, diğer Avrupalı Parlamenterlerin açıklamalarıyla birebir örtüşüyordu.
Ve konuşmasında ayrıntılı olarak durduğu bir başka nokta daha dikkat çekiciydi:
"Türkler eğer AB'ne girmek istiyorlarsa, bunu bütün bireyleriyle istemeli. Ve demokrasi tepeden inme bir dikte değildir. Demokrasiyi halk her kademesinde hissetmeli, uygulamalı, en alt kademelerde bile demokrasi olmalı"
Bakan Kır'ın ağabeyi ile ve Akyazılı bir diğer Belçika'daki bölgesel İktidardaki Hükümetin Belediye Meclisi Üyesi ile konuştuğumuzda, Belçika'da güçlü bir Türk lobisi olduğunu öğreniyoruz.
Siyaseten çok ağırlığı olan bir durum bu.
10 milyonluk Belçika'da, 200 bin civarında Türk var.
Ve bir başka acı gerçek daha.
Oradaki seçimlerde Türk oyları da tek bir Türk adaya gitmiyor.
Bölünmüşlük ve siyasi çekişme, Türklerin kendi arasında da yaşanıyor.
Buna rağmen 1 Bakan, 2 Federal Hükümette meclis üyesi, 20'nin üzerinde Yerel Hükümetlerde meclis üyeleri, 2 Belediye Başkan Yardımcısı Türk, Belçika'da siyasi hayatın içinde yer alıyor.
Belçikalı Bakan Ümit Kır ile görüşmemizden büyük bir memnuniyetle ayrılıyoruz.
Bakış açıları, verdiği bilgiler ve genel değerlendirmeyi bir gazeteci olarak özümsemek ve farkına varken, gerçekten güzel bir olay.
Akyazı Belediye Başkanı Yaşar Yazıcı'nın "Sayın Bakan ile sohbetimizde gazetecilerimizin de olması gerekir" düşüncesinde ne kadar isabetli olduğunu, geceden ayrılırken görüyorum.
Başkan Yazıcı'ya teşekkürler..
KURTARMAYA DAHA FAZLA EMEK HARCANIYOR
Konya'da meydana gelen patlamanın ardından yurdun çökmesi sonucu, bir çok çocuğumuz can verdi.
Millet olarak acımız büyük.
Kurtarma çalışmaları sırasında yapılan canlı televizyon bağlantılarında, arama kurtarma faaliyetlerinden büyük övgülerle bahsediliyordu.
Vali, ilk andan itibaren ekiplerin hatasız çalıştıklarını anlatıyordu.
Sakarya'da da öyle aslında.
Olası bir depremden sonra, arama kurtarma, ilkyardım ve organizasyonlarla ilgili kötü bir durumda değiliz.
Yani deprem olduktan, ölü ve yaralılar oluştuktan, enkaz meydana geldikten sonra neler yapacağımız planlanmış, bununla ilgili eğitimler verilmiş.
Ama ne acıdır ki, geçen onca seneye rağmen, halen binaların çökmemesi, insanların enkaz altına kalmamaları, ölü ve yaralı olmaması için bir tedbir alınmış değil.
Çok vahim bir durum.
Günün Atasözü
Aç elini kora sokar.
Yazı Tarihi : 02 Ağustos 2008 Cumartesi
gürkan cım ne haber iyisin.
köşe yazılarını zaman zaman okuyorum. basarılar iyi günler evdekilere selamı iletirsin.
fahrettin çam @ 03.08.2008 13:11:03