1. OBD'DE ÇEVRE RAHATSIZLIĞI
1. OBD'DE ÇEVRE RAHATSIZLIĞI
Birinci Organize Sanayi Bölgesi'nden şikayet üzerine şikayet geliyor.
OSB'de kurulu bulunan bir ilaç fabrikası ile alakalı bu şikayetler.
Çevreye verdiği zarar üzerine.
Tabiî ki telefonla olmaz böyle şeyler.
Olay yerine gidip incelemek, görüşmeler yapmak gerekir.
Öyle de yaptım.
* * *
Gittim, buldum fabrikayı.
Öncesinde şikayetlerin doğru olup olmadığını incelemek lazım.
Girdim yandaki fabrikaya.
"Böyle bir şey var mı?"
* * *
Tam da can damarlarına basmışım.
Başladılar anlatmaya.
"Gelin isterseniz kendi gözlerinizle görün" dediler.
Gittim, gerçekten de ağır bir koku var.
Oradaki işçiler, "Bu ne ki bunun çok daha ağırı, sabah erken saatlerinde oluyor" diyor.
* * *
Araştırmaya devam edeceğim.
En son olarak da iddiaları sormak üzere söz konusu ilaç fabrikasına gideceğim.
Birkaç kere fotoğraf çekmek lazım, kameraman arkadaşım da görüntü alıyor.
Yandaki fabrikanın bahçesindeyiz.
* * *
Fabrikadan ayrılmak üzereyken, yandaki ilaç fabrikanın idari müdürü ile güvenlik şefi baskın yaparcasına fabrikaya dalıyor.
Bizden hesap sormaya kalkıyor.
Kendilerine nazikçe, "İddialar var. Araştırıyorum. Birazdan sizin fabrikanızın yetkilileri ile de görüşeceğim" diyorum.
Ama anlamazlar ki!
Zaten gazetecilik hep böyledir.
"Gazeteciyim diye bizim fotoğrafımızı çekebileceğinizi mi sanıyorsunuz?" lafını çok duyduk daha önce de..
* * *
Nitekim Polis ve Jandarmayı aramışlar.
Biz ayrıldık oradan.
Ama polis bizi ağırlayan fabrikanın görevlilerinden birini ifade almak üzere karakola davet etmiş.
Biz orada kimsenin özel mülküne gizlice girmedik.
Sadece bir fabrikanın şikayet olunan ve dışarıdan da rahatlıkla görülebilen yapısının fotoğrafını çektik.
Bunun hiçbir kanunda karşılığı suç değildir.
Polisin bu mesnetsiz ve hiçbir suç karşılığı olmayan şikayeti dikkate alarak işlem yapması bile gereksiz..
Ama oluyor işte!..
* * *
Firmanın ilginç bir şekilde, bu kadar büyük bir telaşın içerisine girmesi de şaşırtıcı.,
Nitekim iddialara cevap vermek üzere kendileri ile görüşme talebimizin kabul edilmemesini de buna bağlıyorum.
"İdari müdür" olduğunu söyleyen şahıs, "Göreceksiniz polise vereceğim sizleri, savcılığa suç duyurusunda bulunacağım" diyerek söylediği sözler o kadar tesirsiz geldi ki bana..
* * *
Biz orada kamu adına görevimizi yapmaya çalışıyoruz.
Tam tersine görevimize engel olmaya çalışan bu şahıslar suçludur.
Ama inanın bu konuda o kadar cahiller ki, uğraşmak bile istemedim.
* * *
Ortada bir gerçek var.
Söz konusu fabrikanın saldığı kokudan çok sayıda insan şikayetçi.
Fabrika bir istihdam da sağlıyor.
Ama orada 30-40 kişi çalıştıracak diye, çevreye zarar vermesine kimse göz yummalıdır.
* * *
Allah aşkına 1'inci OSB Müdürlüğü uyuyor mu?
Bu kadar kişi şikayetçiyken, bu konuyla ilgili neler yaptılar, nasıl bir önlem aldılar?
Peki ya Çevre İl Müdürlüğü?..
* * *
Gelecek nesillere bırakacağımız en değerli miras, çevremiz olmalıdır.
Bizim de tek gayemiz bu.
Orada kurulu bulunan diğer fabrikalardaki insanların sağlıkları da önemli.
* * *
OSB Müdürlüğü ile devlet kurumlarının harekete geçmesi gerekiyor.
OSB'deki söz konusu ilaç fabrikası ile ilgili çok farklı iddialar da gündeme geliyor.
Ayrıntıları ve gelişmeleri önümüzdeki günlerde vermeye devam edeceğiz.
Herkes kanunlara uymak zorunda.
Hele ki herkes, milyonlarca vatandaşın ortak malı olan çevreye saygılı olmak zorunda..
YERLİ MALI MI KALDI?
Yerli malı haftasını ilkokula giderken evden getirdiğimiz poğaça, börek ile hatırlarım.
Biraz daha büyüyüp de fikir üretmeye başladığımızda, "Yerli malları kullanalım" tezlerinin ortasında bulduk kendimizi.
İşte bir yerli malı haftasını daha kutluyoruz.
Bana göre bu haftanın bir anlam ve önemi de kalmadı.
Düşüncesine bir kere..
Daha birkaç sene öncesine kadar "yerli" olan bir çok kurum artık "yabancıların" oluvermiş.
* * *
Bugün "yerli malı kullanayım" dediğiniz bir gün olsa, inanın bana akşamı edemezsiniz.
Yaptığınız telefon görüşmelerinden, bilgisayarınızdaki yazılımlara, akşam olunca yaktığınız elektrikten, havale yapmak için gittiğiniz bankaya kadar artık hiçbiri yerli değil.
Onun için bir hükmü kalmayan bu haftayı da kaldırıverin olup bitsin..
GÜNÜN ATASÖZÜ
Paran varsa, cümle âlem kulun; paran yoksa, tımarhane yolun
Yazı Tarihi : 17 Aralık 2009 Perşembe
Haklısınız! Ana kaidelere ve ana belgelere göre işletilmeyen keyfî bir devlet yapısı oluşturukmuştur. Rejime ve devlete sahiplilik bilgi ve şuuru taşıyanların sayısı da azdır. Bu durumda dirlik ve düzenlik beklemek, vücudu olmayan bir şeyin varlığına inanmak kadar gülünç olur. Başta bankalarımız olmak üzere önemli iktisadî değerlerimiz, altyapı tesislerimiz ve hatta perakende ticaretimiz de yabancıların eline geçtiği halde, sesini çıkaran ve tepki koyan yoktur. Âdetâ herkes; Türkiye'nin bir müstemleke ülkesi ve Türk milletinin de bir müstemleke halkı haline getirilmesini kabullenmiş bir umursamazlık içindedir. Bu derin gafletin sonu hayırlı olmaz. İnşallah, büyük belâlara ve aşılması zor sıkıntılara maruz kalmayız.
Hüsnü Akıncı @ 17.12.2009 14:25:22