BRAVO TEKEL İŞÇİLERİNE
Onurlu mücadele dedikleri işte bu.
" Hak verilmez, alınır" sözcüğünün anlamı.
Çoluğuyla, çocuğuyla, anasıyla, babasıyla direnmenin sembolü.
Helal olsun Tekel İşçilerine, helal olsun emekçilere.
Biber gazı yediler.
Tazyikli su sıkıldı.
Kışın ortasında buz gibi soğuk olan havuzların içine girmek zorunda bırakıldılar.
Bir salona tıkıldılar.
Dayak yediler.
Göz altına alındılar.
Ama onlar mücadelelerini bırakmadılar.
Onlar haklarını istiyor.
Kazandıkları haklarını istiyor.
Hükümet ise onların haklarını ellerinden almak istiyor.
Kazanılmış haklar hangi dünya ülkesinde geri alınmıştır da Türkiye'de alınmaya çalışılıyor.
Bakan; " 3 bin tl maaş alıyorlar" diyor.
İşçi bordosunu gösteriyor; "maaş 1.200 tl."
Herhalde bakan; aldığı vergiyi, sigorta parasını, stopajı da işçiye vermiş sayıyor.
Ey bakanım; o 3 bin tl'nin yarıdan fazlası sizin cebinize giriyor.
İşçinin eline geçene bak sen ne kadar.
Tekel'in özelleştirilmesinde aracı firma yaklaşık 600 milyon tl kazanırken, işçiye verilecek olan 25-30 milyon tl çok görülmemeli.
Milletvekilleri meclise girdikten hemen sonra maaşlarına zam yapıyorlar.
Birde bir daha vekil seçilmeseler bile devletten maaş alıyorlar.
Çıksın bir baba yiğitte;" ben bundan sonra maaşımı almıyorum" desin.
Hiç siz vekillerden " bu maaş bize fazla diyeni duydunuz mu?
Hem de devletin tüm imkanlarından çok düşük bir ücretle yararlanmalarına rağmen.
Hükümet bu katı tavrın bedelini mutlaka ödeyecektir.
Kışın ortasında bunca insanı sokaklarda yaşatmak, baba devlet anlayışına, şevkatli devlet anlayışına hiç uyuyor mu?
Nedir bu Tekel işçisine duyulan kin ve nefret?
Hastalanmalarına rağmen mücadeleye devam ediyor onlar.
12 Eylül'den sonra en direnişli eylem bu.
Yıldırmaya çalışıyorlar ama işçiler kararlı.
Eylemden sonra sıra açlık grevinde.
Sorun çözülmezse, ölüm orucuna başlayacaklar.
O zaman birilerinin bir yerleri yağ mı bağlayacak?
Hükümet her alanda olduğu gibi sendikal alanda da yıldırma politikası uyguluyor.
Eczacılar, doktorlar, işçiler, çifçiler vs.. herkes payına düşeni alıyor.
Önemli olan dik durabilmek ve kazanılmış hakkı korumak.
Bunun içinde tüm sivil toplumlarının desteği gerekiyor.
Bu eylemin sonuçları iyiye gitmiyor.
Aklın yolu birdir.
Hükümet ortak bir noktada buluşmak zorunda.
Burnundan soluyan, gece gündüz evinden barkından uzak kalan bu işçilerin gönlünü almak atacağı en akıllı adım olacaktır.
Umarım akıl galip gelir ve işçiler haklı mücadelesini kazanır.
GÜZEL SÖZLER
Gerçek cesaret,yalnız ayıp ve hatadan korkmaktır.
Cenap Şehabettin
GÜNÜN FIKRASI
Dört kaplumbağa pikniğe çıkmaya karar veriyorlar. Erzakları hazırlayıp yola koyuluyorlar. Bir yıl, iki yıl, beş, on yıl derken 30 yıl sonra piknik yerine varıyorlar. Hemen erzakları çıkarıyorlar, gazozlar, yiyecekler, her şey ortaya çıkıyor.
Gazozlar da şişe gazoz. Ve açacak YOK! Tek çözüm, birinin eve gidip açacağı alıp getirmesi. Doğal olarak en genç kaplumbağayı seçiyorlar. Genç eleman:
- "Giderim, ama bir şartım var." der ve ekler.
- "Buradaki yiyeceklerin hiçbirine ben gelinceye kadar dokunulmayacak." Diğerleri de bunu kabul eder. Elemanımız yola çıkar. Aradan bir, iki, on, yirmi yıl geçer. Bu arada yaşlı kaplumbağalardan birisi fenalaşır, ölmek üzeredir. Arkadaşları ne yapsa faydasız. Kaplumbağa'nın son dileği olup olmadığını sorarlar. O da:
- "Gerçi genç kaplumbağaya söz verdik ama, şuradaki sarmalardan bir tanesini yesem olur mu?" der. Diğerleri de kıramaz ve:
- "Elbette!" diyerek, sarmalardan birini verirler.
Tam ağzına atacağı sırada genç kaplumbağa çalıların arasından fırlar ve:
- "Gitmiyorum işte, gitmiyorum!"
Yazı Tarihi : 21 Ocak 2010 Perşembe