BARİ BU FIRSAT KAÇMASIN!
Pazar günü Sayın Başbakan geliyor.
Şehirde bir telaş.
Bürokrasisinden, seçilmiş başkanlarımıza kadar herkes, üstün gayretleri ile Sayın Başbakan'a, yapılan çalışmaları gösterebilmek için mücadele verecekler.
İne her şey güllük gülistanlık anlatılacak.
Yine Başbakan en güzel yollardan geçirilecek.
Yine "Hükümetimizin verdiği hizmetlerden dolayı müteşekkir olduğumuz" anlatılacak.
"Yüksek şahsiyetleri ile Sakarya'yı şereflendirdiğinden" bahsedilecek.
* * *
Oysa ki Sayın Başbakan'ın ben bunları duymak istemediğini düşünüyorum.
Kendisi sormazsa "Devlet Hastanesi inşaatı ne oldu?" diye, kimsenin ona bu olumsuz durum ile ilgili bilgi vermeyeceğini düşünüyorum.
"Efendim her şey çok iyi gidiyor. İnşallah 2011 yılında bitiririz" denmesi de muhtemel.
* * *
Ya da Sayın Başbakan kalkıp da;
"Ya sizin yerel gazeteleriniz hep Şeker Fabrikası ile ilgili sorun var diye yazıyor. Nedir bu?" diye sormazsa, ben tek bir milletvekilimizin dahi bu sorunu Başbakan'a anlatabileceğini sanmıyorum.
Gerçi sorsa bile herhalde "Efendim, kanuni çerçevelerde biz bu sorunu çözme gayret etmeye çalışıyoruz" gibi cümlelerle cevap verileceğine de büyük ihtimal veriyorum.
* * *
Yani kimse çıkıp da Başbakan'a, "Efendim. Şu sorunlarımız var. Şeker Kurulu çifte standartta karar alıyor. Fabrikanın hakkı yeniyor. Biz Milletvekili olarak Şeker Kurulu Başkanı'na söz geçiremiyoruz. Gücümüz yetmiyor. Bizi sallamıyor. Devlet Hastanesi'ne daha fazla ödenek lazım. Aile hekimliğine geçtik, doktor kalmadı. Buraya daha fazla doktor atanması lazım. Kocaeli'ye onlarca kat fazla ödenek giderken, biz Sakaryalılara bunun izahını yapamıyoruz. Sakarya bir esnaf kenti. Deprem kredileri ile ilgili yeniden düzenleme şart!" gibi taleplerde bulunmuyor.
Ondan sonra da Başbakan'ı, Hükümeti eleştiriyoruz.
Sakarya'ya yeterince hizmet edilmiyor diye..
Aslına bakacak olursanız, eleştirmemiz gereken kişileri önce eleştirmeliyiz.
* * *
Ben Başbakan'ın Devlet Hastanesi ile ilgili gelişmeleri birkaç kere sormak zorunda kaldığını biliyorum.
Bu konuda birkaç kere talimat vermek zorunda kaldığını.
Sakarya'da Bakanlar Kurulu toplandı 2004 yılında.
Başbakan daha ne yapsın!
Vekillerimiz o toplantıda alınan kararları takip edebildiler mi?
Hayır.
Şimdi suç kimde??
* * *
Eğer milletin vekilleri olan parlamenterlerimiz, sorunlarımızı açıkça İcra Organının en üst makamında bulunan Başbakana anlatamıyorlarsa, o zaman iş başa düşer ve kaos olur.
Yani Şeker çiftçisi Başbakan'ın yolunu mu kessin sıkıntıları anlatmak için.
Vatandaş konuşurken, "Sakarya'da yeteri kadar doktor yok. Sağlık hizmetleri yeterince kaliteli değil" mi diye bağırsın.
O halde bu fırsat kaçırılmasın.
* * *
Lütfen artık kabuğumuzu kıralım.
Ben özellikle Pazar günü bütün bu sorunların Sayın Başbakan'a iletilip iletilmesini takip edeceğim.
Sayın Valimiz, Vekillerimiz, Belediye Başkanlarımız ve İl Başkanı bu sorunları iletmedi mi?
O zaman sorunun direk muhataplarına bakacağım.
Örneğin Sağlık konusunda Tabipler Odası, Bağımsız adliye konusunda Sakarya Barosu, Şeker Fabrikası konusunda Adapazarı Şeker Fabrikası Yönetimi ve çiftçi örgütleri, Esnaf kredilerinin ertelenmesi konusunda SESOB Yönetimine bakacağım.
Onlar da bir yolunu bulup, Sayın Başbakan'a bu sorunları iletemezseler eğer, bir daha da "efendim filanca sorunumuz var" diye de kamuoyunun karşısına çıkmasınlar..
Fırsat ayağımıza kadar geliyor.
Ne yapıp edip, bu fırsatı değerlendirmeliyiz.
* * *
Tabiki az önce saydıklarım pek de hoş şeyler değil.
Yani bir Başbakan'ın karşısına öyle 50 kişi çıkıp sorunları anlatmamalı.
Ama sorunları anlatacak olanlar da mutlaka bunları iletebilmeli.
HEPSİNİ ÖLDÜRELİM
Dizilerden ayrılan oyuncuları senaristler hemen öldürüverirler.
Bir de bakmışınız, ani bir trafik kazası veya bir cinayete kurban gider karakter.
Benim başka bir önerim var.
Bütün sapık dizilerin tamamını ve içindeki karakterleri tümden öldürelim bitsin..
* * *
Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüdaverdi Adam, dizilerde sergilenen kötü aile örnekleri ve ilişkilerin çekirdek aile yapısını temelinden dinamitlediğini söylüyor.
Hocamın engin bilgisi, gerçekleri çok güzel özetliyor.
İzliyorsunuz dizileri:
"Aman Allah'ım. Neler oluyor neler?"
* * *
Belki siz biz bunların farkına varabiliyoruz.
Ama yeteri kadar eğitim almamış ve daha kapalı bir çevrede büyüyen, özellikle de yaşı genç olan kardeşlerimizin bu dizilerden nasıl etkilenebildiğini düşünebiliyor musunuz?
Bana göre bunun da bir sınırı olmalı.
Hem de bir an önce..
Yazı Tarihi : 21 Ocak 2010 Perşembe