ÜLKÜCÜ OLMAK YAŞAM BİÇİMİDİR
Ülkü Ocakları Başkanı Zafer Tanrıverdi: "Ülkücü olmak apolitik bir duruştur, bir yaşam felsefesidir, yaşam biçimidir." diye konuştu.
Bu hafta Ülkü Ocakları Başkanı Zafer Tanrıverdi ile sohbet ettik. Röportajda, ülkü ocaklarını daha yakından tanıyıp, yaptığı çalışmaları okuyacaksınız.
Siyaset nasıl başladı?
Siyaset hiç başlamadı. Hiç de yok. Çünkü Ülkü Ocakları siyasal bir yapı değil. Atatürkçü çizgide ve milliyetçi ailenin çocuğu olmam sebebiyle temeli öyle atıldı. Ortaokul yıllarında Ülkü Ocaklarıyla tanıştım. O yıllarda da Ülkü Ocaklarındaki ağabeylerimizin bizi desteklemesi, dershaneden-okuldan arta kalan zamanlarda bize ders çalıştırması, bununla ilgili bazı prensipleri öğretmesi, zorunluluk kılması başarılı olmama neden oldu. Bugün elektrik elektronik yüksek mühendisi doktora öğrencisiysem, üniversitede öğretim üyesiysem bunları sağlayan çalışma prensibinin ve sorumluk sahibi olmanın temelleri orada atılmıştır.
1992 yıllarında bulunduğum illerdeki Ülkü Ocaklarına giderek temel ve vatan millet meselelerini, Atatürkçülüğün, Türkçülüğün ne demek olduğunu bu sayede öğrendim. Üniversiteyi kazandığım yıllardan itibaren de Ülkü Ocaklarının bütün birimlerinde bulundum. Bu işi asla siyasal, partizanlık gibi görmedim. Ülkücü olmak apolitik bir duruştur, bir yaşam felsefesidir, yaşam biçimidir. Şu andaki ocak yapısı da zaten siyasetten uzak, temeli gençliğin en iyi şekilde yetiştirilmesi üzerine kurulu bir yapıdır.
Ülkü Ocaklarında her siyasi görüştün insanlar var mı?
Her siyasi görüşten insanlar yok. Daha çok milliyetçi ve muhafazakar kesimler var.
Mesela muhafazakar olduğu bilinen başka partilerden var mı?
Yok.
Sadece MHP'liler var…
MHP'yle bizim gönül bağımız var. Sonuçta her ülkücü zaten MHP'lidir. Bu yadsınamaz bir gerçek; ama bizim kapılarımız kimseye kapalı değil. Her gruptan her kesimden ayrıt etmeksizin bütün gençleri, Türk gençliğinin eğitimi sağlamak, hayatlarını düzene sokmak, ağabeylik yapmak noktasında üstlenici rol oynuyoruz.
Peki, neler yapıyorsunuz? Bir de ‘ağabeylik yapıyoruz' diyorsunuz, bunu biraz daha açar mısınız?
Bir kişi yakınındaki ne yaparsa, gördükleri neyse örnek aldığı idol olarak yaşam tarzını belirler. Şimdi bir adamı zanaatkarın yanına götürürseniz o sanata heves duyar. O sanat sahibi olan kişiye ilgi duyar. Halden bilmez, vurdumduymaz, biraz da yaşantısı bozuk birinin yanına gönderirseniz idolü o olur.
Şimdi bizim buradaki ağabeylik rolü ne? Mesela, öğrenci matematik bölümünde yada makine mühendisliği bölümünde okuyor ve ‘bak bu ağabey konuşunca ne güzel şeyler anlatıyor, elinde bir kitap arkadaşlarıyla yaptığı söyleşirlerde devlet millet meselelerini, kişisel gelişim konularını konuşuyor. Ben de onun gibi olacağım' diyerek örnek alıyor ve ‘bunun için ne yapmam lazım' diye düşünüyor. Bu doğrultuda da eğer dershaneye gidiyorsa ‘dershanede dersime iyi çalışmalıyım, öğretmenim verdiği ödevi iyi yapmalıyım ki ben de bu ağabeyim gibi olabileyim' diyor. Zaten üniversite öğrencisi lise öğrencisinden sorumlu.
Onların eksiği var mı? Ailevi problemleri var mı? Başkalarına anlatamayacağı özel hayatındaki onu o an için üzen derdi, kederi var mı? Varsa bunlar nasıl çözümlenir, bunlarla baş edebilmesi için psikolojik destek nasıl sağlanır, doğruya nasıl iletilir, kötü alışkanlıklardan –alkol, sigara vs.- nasıl uzak tutulması gerekir? gibi durumlarından sorumlu. Üniversiteli gençler liselerden sorumlu. Liseliler de ortaokuldaki çocuklardan sorumlu.
Hatta bizim bir uygulamamız var. Mesela ilimizdeki belli liseler, üniversitenin belli fakülteleriyle eşlenmiş durumda. Fen Edebiyat Fakültesi Tarih ve Türk dili bölümündeki öğrenciler Tansu Çiller Lisesi'nden sorumludur. Onların derslerini, devamsızlıklarını takip ederler, derslerindeki başarı durumlarını kontrol ederler. Sakarya meslektekiler Meslek Lisesi'ndeki çocuklarla ilgilidirler. Böyle bir yapı içindeler.
O zaman bu örnek modellerin mükemmel insanlar olması gerekiyor…
Evet. Örnek modeli nasıl yetiştirdiğimize gelelim. Bir defa üniversitelerimizin ve lisemizdeki çok kıymetli hocalarımızın ocakta bir seminer programı var. Biz burada hocalarımızın her birini bir çiçek olarak kabul ediyoruz. Bal arısı biziz. Her birinden öğrencilerimize seminer vermelerini istiyoruz. Bu seminerler bir takvime bağlanmıştır. İktisat bölümünde okuyan öğrenci Çarşamba günü saat 17:00'da ocakta kendi konusuyla ilgili bir seminercinin katılacağı bir programı olduğunu bilir. Bu aksamaz.
Eğitim faaliyetleri ile ilgili bir birimimiz var. Biz bu birimi eğitim masası diye adlandırıyoruz. Eğitim masasında görevli olan arkadaşlar seminercilerin kim olacağını branşsal eğitimlere göre belirler. Eğitimleri Türk milliyetçiliği davası, politika değil; ama Türkiye'nin stratejik durumu, güncel değerlendirmelerle alakalı yapıyoruz. Diğer programımızsa kişinin kendi mesleki kariyerine etkileyecek şekilde eğitim programları yapıyoruz.
Bunun yanı sıra lise ve dengi okullarda faziletli insan olmak yani temel dini bilgi, ahlak bilgisi gibi konularda eğitimler verilir. Üniversiteden hocalar gelirler. Belli eğitimlerini yaparlar. Bir gün Türk milliyetçiliği konusunda bir yıldız gibi parlamış fikir adamlarının devlet meseleleriyle ilgili görüşleri paylaşılır. Ertesi gün İslam'da bir konu ele alınır. Ondan sonraki gün makine mühendisliğinde ana bilim dalındaki temel gerekçeler nedir veya bilgisayar programı nasıl uygulanır gibi seminerler veriyoruz. İlginç eğitim seminerlerinden bir tanesi; sertifikasyon programı düzenledik.
Bunu sadece ocağa gelenlere değil, tüm üniversite gençliğine yönelik yapıyoruz. ARGE ve kalite kavramları üzerinde seminerlerimiz oluyor. Kalite nasıl alınır, ARGE faaliyetlerinin temel şartları, prensipleri nedir? Kalite uygulaması bir işletmede nasıl yapılacak? ile ilgili bir sertifikasyon programı düzenledik. Yaklaşık 800'e yakın üniversite öğrencisi katıldı. 3 gün sürdü ve öğrencilere sertifika verildi.
Eğitim yelpazemiz çok geniş. Örnek insan dediğimiz insan tiplemesi zaten ülkücünün ta kendisidir. İdealist olan kişi zaten örnektir. Temel amacımız kişinin yaptığı ne her ne işse, işini en iyi şekilde yapmasıdır. Temel hedefimiz; gençlerin her alanda kişisel gelişimlerini sağlamak, gençleri vatan millet meselesiyle donatmak, Türk milliyetçiliği ve Atatürkçülük konusunda kişisel donanımlarını tazelemektir. Bizim, sokak ortasında sağda solda omzu düşük ceketle, ayakkabısının arkasına basmış, elinde tespih gibi bir konseptimiz yok.
Ama öyle bir izlenimiz var…
Bu bir süreç. Eksiklikleri gidermek için uğraşan tek ben değilim. Bu son 10 yıllık bir politikadır. 10 yıl içerisinde sayın Devlet Bahçeli'nin de parti içindeki revizyonu söz konusuydu. Bu yavaş yavaş tabana doğru inmeye başlıyor.
Peki neden öyle bir izlenim var?
Bu bir vaka. Tarihsel süreçte ülkücülerin sert çizgileri, giyim tarzları böyle olarak algılanmış. Biz de gördük zamanında bu vardı. Böyle bir yapı vardı. Ama olmadığını o zamanda anlatmaya çalışıyorduk. Mesela üniversitede diğer görüşten arkadaşlarımızla oturup konuştuğumuz zaman birisi bana, ‘ülkücülerle de oturup konuşulabiliniyormuş' demişti. Sanki uzaydan gelmişiz gibi. Ama işte ne zaman ki bizle birlikte hareket ettiler, ocağa birçok kere geldiler, bazı şeyleri gördüler, böyle olmadığımızı ve özünde tertemiz pırıl pırıl insanlar olduğunu gördüler.
Bir sistemin içinde, her toplumlulukta olduğu gibi bu işi kullanmak, bu işten nemalanmak, farklı yönlere çekmek isteyen gruplar illa ki olacaktır. Önemli olan onları dışlamak da değil, onları doğruya iletebilmek. Sen kötü alışkanlıklara sahipsin, sen uyuşturucu madde kullanıyorsun, şunu yapıyorsun, bunu yapıyorsun diye bir Türk gencini dışarıya atamayız. Seyit Ahmet Arvasi hazretlerinin bir prensibi vardı. ‘Biz bir tane adam yetiştirmek için 40 bin kazan kaynatırız' diyor.
40 bin kazanı niye kaynatıyorsun? Sadece içinden o adam olacağı seç. Onu eğit. Ben şimdi, binlerce gençle uğraşmak yerine, ailevi yaşantısı düzgün, dağılmış ve kopmuş bir aile değil, zeki, temel aile eğitimini almış 250 tane adam seçeyim, diğerleri ne olursu olsun, bana ne yaparsa yapsın, onları bir kenara atayım. Bu 250 kişiyi alabildiğine donatayım. Bu bir başarı mıdır sizce? Bence değildir. Sadece o 250 kişiyi, mevcutta var olan doğru insan modelini iki çıta üste çıkartmış oluruz. Peki diğerlerinin günahı ne? Yani biz o 40 bin kazanı kaynatmak zorundayız. Çünkü Türk gençliğinin, Türk milleti çocuklarının tamamına talibiz.
Daha çok belli temelleri alamamış kişiler mi geliyor? Çünkü bir insan bazı donanımları ailesinden, çevresinden, okuldan alır. Size niye ihtiyaç var?
Kişilerin ocakla tanışması ‘a burada bu varmış, burası ne? ben gideyim' diye olmaz zaten. Örgütlerin, siyasal prensiplerin hiçbirinde böyle bir şey yok. Ya aile baskı yapar ocağa gideceksin der, ya arkadaşı ‘ben buraya gidiyorum, burada çok güzel zaman geçiriyorum, sen de gel' der, veya etrafına baktığında bazı ihtiyaçlar duyar; bir yere yar olmak, bir yerden manevi destek almak adına bir arayış içinde olur, onun için gelir. Yada bir fikir sahibidir. Bir ideolojisi vardır. Bunu duymuştur, okumuştur bir yere kadar getirmiştir. ‘Ben bir Türk milliyetçiyim. O zaman Türk milliyetçileri nerede?' diyip gelir.
Tabi bunun içerisinde –biz bunu kabul ediyoruz- derslerde bana fayda sağlasın, hocalar ülkücü diye gelenler olabilir. Çıkar ve menfaat doğrultusunda gelmişler de olabilir; ama bunlar zaten süreç içerisinde ya ayrılırlar veya ‘ben bunun için gelmiştim ama doğru insan modeli olmaya başladım' der. Onun için biz her kesime tabiyiz. Tamam buraya binlerce çocuk geliyor. Ne yapıyorlar bunlar? Saz kursu, İngilizce kursu, bilgisayar kursu var. Ocak içerisinde kulüpler oluşturduk. Uzay ve gökyüzü bilimleri kulübü, satranç kulübü, yabancı dil, Osmanlıca kulübü, tiyatro kulübü, matematikçilerin oluşturduğu kulüpler var. Bunlar temel prensiplerini ortaya koymuşlar.
Üye bazlı mı çalışıyorsunuz?
Hayır üye bazlı çalışmıyoruz.
Ocakta kaç kişi var?
Bir defa Sakarya'da 22 tane lise var. 22 lisenin tamamında bizim bir yapılanmamız var. Sayı veremiyorum ama tahmini ve etkinler bazlı konuştuğumuzda, yaptığımız etkinliğe katılan bir liseden ortalama 100 çocuk var diyelim. Orta öğretimden en alt limitle direkt irtibat halinde olduğumuz her an bizimle birlikle yapılan organizasyonlara katılan 2500-3000 tane gencimiz var. Üniversitede ise fakülte ve meslek yüksek okullarını baz aldığımız zaman 6 bin civarında öğrenciyle bizzat görüşüyoruz.
Sakarya Üniversitesi'nde ülkücülerin çok olduğu söyleniyor…
Doğrudur.
Baskı kurdukları doğru mu?
Şimdi zaten üniversitede bir baskı unsuru söz konusu değil. Hiçbir grubun bir başkası üzerinde baskı yapabilmesi mümkün değil. Son 2 yıl içerisinde üniversitede ülkücülerin katıldığı hiçbir kavga veya buna benzer hiçbir şey yansımadı.
Yani sizi kullanıyorlar…
Tabi kullanıyorlar. Mesela Tatangalar, ilimizin çocuklarından oluşan taraftar gurubu. Onların birlikte hareket edebilme özelliklerini çok da seviyorum. Onların içinde aşırıya kaçan, işi saptıranlar yok mu? Elbette var; ama onların içinde Tatangalarla her maça giden benim bir doktor arkadaşım, avukat tanıdığım var. Tatangaların bile bir simgesi var; ama sokakta yürüyen bir adam, başı birisiyle belaya girdiğinde veya hiçbir sıkıntısı olmasa da durup dururken bir haltı karıştırıyor, ondan sonra ‘ben ülkücüyüm' diyor veya bir bozkurt işareti yapıyor. Bu adam ülkücü oluyor. Yani Tatangalar'ın bile ayrıştırıcı bir özelliği varken, ben ülkücüyüm diyen adamı ayrıştıracağımız bir şey yok. Ama, bu yapıda bu adam var mı, gelir mi gider mi biz biliyoruz. En alt noktadaki çocuğumuz onun detayını bilir. Ama kayıt müessesesi yok.
Neler yapıyorsunuz?
Yaptıklarımız temel olarak kişisel gelişim ve cazibe merkezi kılmak adına… Lisede okuyan çocukların dersleriyle ilgili eksiklerini, üniversitede okuyan öğrencilerimizle Türkçe, matematik gibi kurslarla destekliyoruz. Fen Edebiyat Fakültesi'nde okuyan bir ülküdaşımız bir öğretmen namzedi öğretmenlik alanında kendini pekiştiriyor. Öbür çocuğumuz da öğrenci olduğu için kendini yetiştiriyor. Dershaneye gidemeyen öğrencilerin ücretsiz bedelsiz eğitimdeki eksikliklerini tamamlıyoruz.
Kesinlikle ve kati suretle kabul görmüş belirli gün ve haftalarımız var. Nedir bunlar; Çevre, Dünya Sağlık Günü, Türk Milliyetçileri Günü, Öğretmenler Günü, Anneler Günü gibi toplumsal değerlerimizi hatırlatan özel günlerde kesinlikle anma günü düzenliyoruz. Nevrut ve Hıdrellezi kutluyoruz. Ne oldu ne bitti diye ifade ediyoruz. Durum değerlendiriyoruz. Anlam ve önemini konuşuyoruz. Bir defa ülkücüler reklamı sevmiyorlar. Prensip de şuradan geliyor; sağ elin verdiğini sol el bilmeyecek.
Sadece maddi destek değil. Belli periyotlarda çocuklarla hastaneleri ziyaret ediyoruz. Ülkü ocakları demeye gerek yok. Kişi, sağlığın kıymetini ancak sağlıkla muzdarip olmuş bir kişiyi gördüğünde anlar. Hasta olan bir kişinin her şeyi yerinde olsa bile manevi bir desteğe ihtiyacı vardır. O kişiye bir gencin bir bardak su vermesi, yanında geçmiş olsun demesi, sadece göz ucuyla işaret yapıp odasından ayrılması, onun hayata tutunmamasını sağlayacaktır. Bu gibi meselelere çok dikkat ediyoruz.
İlimizde toplumsal felaket anlamında düşünebileceğimiz kavgalar, silahlı yaralamalar sıkça oluyor. Olayların devam etmemesi, tekrarlanmaması veya olayda muzdarip olmuş acı çeken ailelere –tanıyalım tanımayalım- manevi destek amaçlı ziyaretlerimizi yapıyoruz. Okullarda atık kağıtların toplanması atık pillerin toplanması ile ilgili bir çalışmamız var. Bir ARGE birimimiz var. İl genelinde teknik, kültürel ve sosyolojik anlamında yapılması gereken faaliyetler ne olabilir diye planlar yapıyoruz. Türk Dünyası ile ilgili bir birimimiz var.
O birim üniversitede Türk Cumhuriyetleri'nden gelmiş diğer öğrencilerin burada kaynaşması bütünleşmesi, problemlerinin çözülmesi ve arkadaşlarımızın yaşam tarzlarını, kültürlerini buradaki çocuklara da yansıtması adına bir birliktelik sağlayan birimimiz var. İlçelerde teşkilatlanma birimimiz. 13 tane ocağımız var. Denetim ve koordinasyonu sağlıyorlar. Ülkü Ocağı dergisinin Sakarya'da dağıtılmasını sağlayan birimimiz var.
Yer ve mekan problemi yaşanmamak adına üniversitede öğrencilerimizin kendi oluşturduğu kulüpler var. Bu yapı içerisinde de eğitim ve kişisel gelişim süreci devam ediyor. Yani artık çocuklar zamanlarını doğru yerde doğru insanlarla doğru şeyler yaparak geçiriyor. Öyle anlatıldığı yada bilindiği üzere ülkücüler şunu yapar bunu yapar gibi değil.
‘Siz böyle diyorsunuz ama biz pek inanmıyoruz' diyorsunuz da öğrenci topluluklarının yaptığı faaliyetlere bakın, sadece geçen haftayı sayalım; Hanım Halilova geldi. Azereycan'da Cumhuriyet'in kurulması için kadın ordusu kuran ve elçi beyle birlikte resmen savaşan bir hanım efendi. Gazi Üniversite'nde kimya bölümünde hala görevini yürüten bir hanımefendi. Burada çok güzel bir seminer verdi. Önceki haftalarda Doğu Türkistan'dan yöresel kıyafetli 35 kişi ve Doğu Türkistan'ın sürgündeki başbakanı geldi.
Nihat Genç geldi, söyleşi yaptı. Bizim derdimiz anlaşılamamak değil, anlatılmamak. Kafalarda klişeleşmiş belli bir şablonlar var. Bizler o şablonun içine sokulmuşuz. Sanki asgari bir disiplin içinde katı kuralları olan, tarzı davranışları belli böyle bir yapıymış gibi anlaşılıyoruz, ama şiddetle reddediyoruz. Bizim temel hedefimiz Türk gençliğinin Trük milletinin evlatlarının tamamına sahip çıkmak.
Tamamının eksik olan hangi noktası varsa orayı tamamlamak. Bir anne beni arayıp, ‘oğlum ocakta mı?' diye soruyor. ‘Ocakta' diyorum, ‘tamam tamam orda olsun' diyor. Anne bunu söylüyor. Adam ders çalışmıyormuş, devamsızlık yapıyormuş evde hırçın tavırları, mahalle içinde gece geç saatlere kadar evin civarında terk edilmiş yerlerde ne yaptığı belli olmadan oturma modası var. Çocuk bunların hepsini terk etti. Dershaneye kaydı yapıldı. En azından normal lise değerinde bir eğitim standardına yaklaştı. Bir anne ocağa telefon açıyor, ‘Mert'in çöpleri atması gerekiyor; ama atmıyor. Mert'e söyleyin." diyor. O çocuk bizden korktuğundan çekindiğinden değil, mahcup olduğundan yapmaya başlıyor. Ona karşı gösterdiğimiz ilgi ve yaklaşım onun bu işi yapmasını gerektirdiğini ve burada hatalı olduğunu gösteriyor. Bunu anlamayan çocuk da yapması gerekeni yerine getiriyor.
Peki, ülkü ocaklarında geçmişten bugüne yaşanan değişimler neler?
Prensip aynı prensip, yapı aynı yapı. Değişimler gençliğin ve sistemin değişmesiyle ilgili. Mesela fikriyat aynı. Sistem aynı. Bütün değerlerin tamamı aynı. Nerede farklar başladı? Facebook'tayız. 4 tane grubumuz var. Çalışma ve belli konuları öğrenme amaçlı önceden çocuklara küçük el ilanları bastırıp dağıtırdık. Şimdi 10-15 bin kişiye bir kerede ulaşabileceğimiz elektronik posta zincirimiz var. Yine teknolojik gelişmelerle çok güzel hazırlanmış kişisel eğitim setleri ve bununla ilgili CD'ler var. Çağa ayak uydurma adına değişim bir bunlarda var.
Tabi Türk gençliği değişti. Neden değişti? Televizyonların ve kültür yozlaşmasının etkisiyle çocukların hayata bakış açıları, hayattan beklentileri, aile içinde iletişimleri değişti. Sokak aralarına kadar inmiş uyuşturucunun çok rahat bulunabilmesi, yapay hapların gençlerin kolaylıkla ulaşabilmesi yönünde büyük sıkıntılar var. Bizim değişimimiz de bu tür sıkıntıları nasıl çözüm üretilir ve bunlara karşı bizim tavrımız ne olmalıdır, bu eksiklikleri nasıl gideririz? noktasında. Gelenek bozulmadı. Her şey eskiden olduğu şartlarda.
Son olarak bir mesajınız var mı?
Başbuğ Alparslan Türkeş, bu sohbeti yapmamıza vesile olan 1944 Milliyetçilik Olayı'nı anlattığı önemli eserinde şu sözleri sarf etmiştir; Bu hareketi sırtladık, hedefe doğru taviz vermeden, sapmadan yürüyoruz. Eğilmeden eskisinden daha hızlı olarak hedefe koşuyoruz. Bizler, geçici ikballere, menfaatlere yenilmedik. İnanmış kişiler yenilmez. Bu ruh ve şuurla gidiyoruz. İstikbale inanarak ve güvenerek bakınız. Hedefin alınacağından asla şüphe etmeyeniz."
3 mayısın olayını bu sözler ışığında okumak ve daha önce de belirttiğim üzere mağduriyetleri mağlubiyetler olarak değil, haksızlıklar karşısında dik durabilmede bir motivasyon aracı olarak görmemiz lazım gelmektedir. 3 mayıs olayının bize bıraktığı en önemli miras bu ruhun kazanımı olmuştur. Bu noktada 3 mayısı Türk milliyetçilerinin bir refleksi ve teslimiyete karşı dik duruşu olarak ele alırsak 1913 Bab-ı Ali Baskını, MHP'nin 1978 ve 2005 Tandoğan mitingleri, devletimiz ve milletimiz büyük bir uçuruma sürüklendiği dönemlerde aynı refleksin ortaya çıktığını göstermektedir. Bu refleksin ortaya çıkış sebeplerini ve dönemlerini iyi anlayabilmek ve idrak edebilmek aynı zamanda bu ülkeyi bölerse Türkçüler böler zihniyetinde de isabetli bir cevap olacağı sanısındayım.
************
‘Haremlik selamlık
bir yapımız yok'
Bayanların ilgisi nasıl?
Bayanların ilgisi güzel. Kızlar kendi arasında daha iyi iletişim kurarlar. Bayanlarla ilgili bir birimimiz var. Kendi aralarında haftanın belli günlerinde faaliyetlerine devam edip, seminerler düzenliyorlar. Son sözü söyleyenler hep bayanlar olur genelde. O noktada bayanlara özel bir ilgimiz söz konusu. Onlar yine Türk ocakları ve ülkü ocakları bünyesinde etkinliklerini devam ettiriyorlar. Yaptığımız organizasyonlarda bayan erkek ayrımı kesinlikle yok. Haremlik selamlık bir yapımız yok. Gayet çağdaş Atatürkçü laik bir yapıda olan ülkücülerin öyle bir şeyi kabul etmesi mümkün değil.
*************
Bizim, sokak ortasında sağda solda omzu düşük ceketle,
ayakkabısının arkasına basmış, elinde tespih gibi bir konseptimiz yok.
***********
‘Bir çoğu şehir efsanesi'
Sakarya Üniversitesi'nde ülkücülerin hakkı olmadıkları biçimde olumsuz davranışlarda bulunduğu yada farklı üniversitelerde okula giden öğrencilerin kıyafetlerine karıştığı gibi duyumlar için ne diyorsunuz?
Öyle bir şey kesinlikle yok. Olur mu böyle şey… Bir çoğu şehir efsanesi. Şimdi bakın, 80 döneminde ülke kaos içerisindeyken sağ sol davaları kardeşi kardeşe kırdıracak kadar had safhaya çıkmış. O dönemlerde o zamanki yapıda sokak bile çok önemliydi. Farklı görüşten insan bu sokaktan bile geçemiyordu. Belki o yıllarda üniversitelerde bu tarz uygulamalar olmuştur. O zamanlar onu gerektiriyordur. O yıllarda yapılan bu uygulamalar bugüne ülkücüler böyle yapıyor veya solcular böyle yapıyor diye yansımış olabilir. Ona bir şey demiyorum.
Oralardan hatırlamayla burada da bunu yapıyorlardır gibi bir şey olabilir; ama üniversitenin güvenlik birimi var. Devlet yapısıdır. Ben, ocak başkanı, ülkücülerin lideri olarak kamu nizamının tamamına ters olacak hareketlerin hepsini yapayım, polis bana hiçbir şey sormasın… Böyle bir şey mümkün mü?
Ben böyle bir şeyin olabileceğine inanmıyorum. Üniversitede bir şey yapalım diye ortaya çıksak ne olur biliyor musunuz? Bize inan devletçi, milliyetçi, temel felsefesini-ideolojisini bunun üzerine kurmuş inanmış gençler bana sırtını döner. Şu an yapı bu. Yani ben üniversitede bir kaos veya buna benzer bir şey yaratırsam eğer, inanın bizim çocuklarımız ‘bizim beklediklerimiz, bizim öğrendiklerimiz, bizim okuduklarımız bu değil' der. TKP, PKK ve diğer örgütlerin tamamı ihanet içinde oldukları, şehitlerin son durumları, her şey ortada. Bizim çocuklar bu hadiselere –üniversite için konuşuyorum bunu- bunlar bir şeyler yaparak, provakatif bir durum sergileyerek bizleri sokak içerisine çekecekler, diye bakıyorlar.
Biz bu devletin askeri miyiz, bu devletin bekçisi miyiz, bu devletin polisi miyiz? Değiliz. O zaman devlet kendi kolluk kuvvetleriyle kendi yapması gerekeni yapacak. Öğrenciler kendi üstüne düşen vazifesini yapacak herkes kendinden mesuldür. Biz buna böyle bakıyoruz. Onun içinde bizi hiçbir sokak kavgasına, hiçbir provakatif durumun içerisine çekemiyorlar. Zaten genel başkanımızın da bununla ilgili açıklaması var.
Bu hareket sokakta kurulmadı, sokakta da bulunmadı ki sokakta devam etsin. Ülkücüler sokakta olsun diye ciddi bir direktifler var. Biz de böyle düşünüyoruz ve bu yapının içerisinde onun için varız. Üniversitede eğitimi devam ettiren, ailesinin, vatanın bize emanet ettiği çocuklarımızı bir kampus kargaşası, kaosun içine nasıl sokup disiplin cezası almasına, devlet nizamında kolluk kuvvetlerinin faaliyetini yapması sonucunda mahkemelerde ifade vermesine vicdanımız nasıl el versin. Biz yapmasak da birileri şimdi çıkıp provakatif bir eylem yapsa iki tane de işaret yapsa, yada ‘ben ülkücüyüm' dese ben onun ülkücü olmadığını kime anlatacağım?
Yazı Tarihi : 10 Mayıs 2010 Pazartesi
Evet sayın başkanım dediğiniz gibi bir başkası çıkıp kötü bir haretet yapıp arkasından da başbuğ işareti yapsa kimseye anlatamazsınız. Ben canlı şahidim isim önemli deil ama sizin il genel meclis üyeleriniz ve dier üyeleriniz biz muhafazakarız diye anlatıp aynı sofrada persembeyi cumaya bağlayan gece rakı içip cuma günüde gazinoya giden arkadaşlar. Benim üzüldüğüm Adapazarı bölgesinde gerçekten büyük bir potansiyele sahipsiniz ve bu arkanızdaki gençlikten gelen bir potansiyel bu gençliğin böyle liderler hakketmediğini düşünüyorum. Bu yazımı dikkate alarak bir toplantı gerçekleştirmenizde izninizle fayda olduğunu düşünüyorum. İyi günler iyi çalışmalar diliyorum...
Beybulat ALBAŞ @ 25.08.2010 12:12:21
ewet olay budur. gercek ulkucu budur. helal olsun sizin gibi kendine de etrafına da vatana da faydası olan ulkudaslara
son hal @ 27.05.2010 03:15:55