DAĞILIRSAK YAŞAMA ŞANSIMIZ OLMAZ
Romanlar Derneği Başkanı Tanyel, Romanlara yapılması düşünülen konutlarla ilgili ‘kendi arazimizde kentsel dönüşüm istiyoruz' derken, dernek disiplin kurulu üyesi Sorguç da ‘bir yarımız bir yerde, diğer yarımız başka bir yerde olursa bizim yaşama şansımız olmaz' dedi.
Bu hafta Romanlar Derneği Başkanı Orhan Tanyel ile birlikteyiz.
Erenler Yeni Mahalle'de bulunan dernek binasında bir araya geliyoruz.
Arkadaşım Engin Bayartan ile uzun dar bir sokağa giriyoruz.
Sağlı sollu sıra sıra evlerin bulunduğu sokağın sonuna doğru dernek binasını görüyoruz.
Sokakta daha çok çocuklar var.
Bu sırada başkan Tanyel de bizi görüp, yanımıza geliyor.
Dernek binasına geçiyoruz ve sohbete başlıyoruz.
Yanımızdaki birkaç kişi de bizi dinliyor…
Zaman zaman da sohbetimize katılıyorlar.
Kendilerine yapılması düşünülen konutlarla ilgili konuşmak için bir araya geldik.
Tabi bunun yanı sıra yaşadıkları sıkıntıları, istekleri, beklentileri, zaman zaman yaşanan olumsuz olayları ve kültürleri üzerine de konuştuk.
Kendi hatalarını kabul edecek olgunluğu gösteren Romanların, aslında büyük istekleri kendilerine karşı oluşan ön yargılardan kurtulmak.
Orhan Bey, önce sizi tanıyalım…
1976 doğumluyum. Tahsilim yok; ama hayat tecrübem var. Dürüstlüğümle yola çıktım. Sağ olsunlar insanlar da bunu kabullendiler. İnsanlara fikirlerim doğrultusunda yardımcı olmaya çalışıyorum.
Dernek ne zaman kuruldu? Neler yapıyorsunuz?
Derneğimiz 1.5 yıl önce kuruldu. Geçici yönetimden sonra devir aldım. Faaliyetler dersek; insanlara elimden geldiğince faydalı olmaya çalışıyorum. İyi kötü bir şekilde insanların mağduriyetlerini gideriyoruz. ‘Önce eğitim' diyerek yola çıktık. Bayanlarımızdan başladık. 60 bayanımıza okuma yazma dersi verdik. Diploma törenimizi yaptık. Bayanlarımızın çoğu okur yazar hale geldi. Şu an ikinci kademesini yürütüyoruz. Erkek arkadaşlarımıza da eğitim veriyoruz. Daha bir sürü projemiz var.
Belediyelerimiz bize bir şekilde yardımcı oluyorlar. Özellikle Erenler Belediyesi'ne teşekkür etmek istiyorum; bizim için ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Ama bunlar yetersiz kalıyor. ‘Niye?' derseniz, insanların Sakarya genelinde yaptığı iş ortada. Hayatlarını gündelik olarak yaşamak zorundalar. Kağıt, naylon, hurda toplayarak geçimini sağlıyorlar.
Sakarya'da 45 bin insanımız var ki 3-5 hane kıyı köşede bulunuyor. Toplu yaşanan bölgeleri ele aldık ki zaten buna benim yetişmem mümkün değil. Derneğimiz bunun ne kadar üstesinden gelebilir? Sihirli değnek olması lazım.
Bazı mağduriyetlerimiz var. Yollardan tutun da kanalizasyona kadar… Romanların yaşadığı her bölgede çarpık kentleşme var. Bu da bir gerçek. İnsanlar maddi durumu el vermediği için ne yapacak? Küçük bir arazi alacak. Oraya elinden geldiği kadarıyla başını sokabilecek ev yapmaya çalışacak. Bir-üç derken ne oluyor; çarpık kentleşme ortaya çıkıyor. Şu anda gündemde kentsel dönüşüm var. İnşallah insanlarımız için hayırlısı olur diyorum. İnsanlarımızın istedikleri bulundukları arazide kentsel dönüşümün uygulanması.
Yani herkesin kendi yaşadığı çevrede…
Tabi tabi. Hak sahibi olduğu bölgede… Örnek verirsek, bizim burası Erenler Yeni Mahalle. Buradaki hak sahipleri kendi arazisinin üstünde istiyor. Buradaki arazi belki yetersiz kalabilir; ama bizim yanı başımızda bulunan arazi var. Yine sağ tarafta karşı tarafta boş araziler var. Eğer ki bunlarda belediyemiz tarafından alınır da öyle bir yola çıkılırsa yeterli olacağını düşünüyorum.
Başka bir yerde olmasını neden istemiyorsunuz?
Sebebi şu; bizim insanlarımız gündelik yaşayan insanlar. Kağıt, naylon, hurda toplayarak geçinen insanlar. Şimdi İdeal Kentle buranın arası 28 kilometre. Sadece gidişi. Bunun dönüşü var. Zaten kağıt, hurda toplayan insanlar bisiklet yada itme arabayla geziyor. Bu araçlarla buraya gidip gelmesi çok güç olur. Aracıyla giden insanlar ise, bugün 30-40 lira para aldığını düşünelim. O araç en azından 20-30 lirasını yakacak. Sonra bu insan neyle geçinecek? Evine ekmek mi götürsün, çocuğuna yol harçlığımı versin?
Buraya yapılacak konutları istediğimizi valimize, belediye başkanımıza söyledim. İdeal Kentte yaşayan vatandaşların, bizim oraya gelmemizi istemediğini de gazetelerde okudum. Sağ olsunlar biz zaten istemiyorduk. Bizim hiçbir insana, hiçbir millete, hiçbir topluma karşı art düşüncemiz yok. Laz'ıymış, Kürt'üymüş, Manav'ıymış, Çerkez'iymiş… Biz böyle bakmıyoruz; ama onların bize böyle bakıldığı kesin. Romanlar, ‘iyi değildir, kötüdür' düşüncelerinde oldukları kesin; ama bizim kimse için kötü bir düşüncemiz yok. Biz ülkemizi seven bir toplumuz.
Kimse Roman insanının vatanına milletine hainlik yaptığını görmemiştir. Eylem yapsın, bir yerleri yaksın yıksın kimse görmemiştir. Devletine kesinlikle karşı çıkmamıştır. Bizim en güzel noktamız da zaten budur. Bizim öncelikle istediğimiz, hak sahibi olduğumuz yerde evlerimizin yapılması. Kirada, barakalarda yaşayan arkadaşlarımız var. Onlara da merkezi bölgelere yakın arazilerde konut yapılırsa çok memnun olacaklar. Bence en hayırlısı da bu olacak. Eğer açılım yapılacaksa böyle bir açılım yapılmalı. İstenilen de budur. İnsanlarla bir iyilik yapılacaksa bu şekilde yapılmalı.
-Bu noktada sohbetimize, Romanlar Derneği disiplin kurulu üyesi Hüsnü Sorguç katılıyor.-
Peki, genel olarak yaşadığınız sıkıntılar ve yönetimlerden beklentileriniz neler?
Hüsnü Sorguç; Özellikle iş konusunda sıkıntı yaşıyoruz. İş bulma konusunda büyük problemlerimiz var. Ben de dahil olmak üzere, biz günlük yaşayan insanlarız. Burada yaklaşık 300 hane var. Bunların bütün geçim kaynağı hurdacılık. Düzenli bir gelirimiz yok. Özel fabrikalara yada kamuya başvuran temiz, güzel arkadaşlarımız var. Fakat başvurdukları zaman kafadan kaybediyorlar.
Neden?
Hüsnü Sorguç; Nerede oturuyorsun dedikleri zaman Yeni Mahalle'de diye cevap verdiğinde, karşı tarafından ağzından çıkacak kelime belli; ‘beyefendi siz adresinizi bırakın biz sizi daha sonra arayacağız.' En az beş yüz sefer bin sefer arayacağız denmiştir, bir tanesinin arandığına şahit olmadım.
Yani size önyargıyla yaklaşıyorlar…
Hüsnü Sorguç; Kesinlikle ön yargı.
Orhan Tanyel; Öyle olduğu bir gerçek.
Bunun temelinde ne yatıyor? Sizin mağdur olmamamız için, bu önyargıların da bir şekilde yıkılması gerekiyor…
Hüsnü Sorguç; Kesinlikle yıkılması lazım. Geçen SESOB'un toplantısı vardı. Birkaç kez oraya katıldık. Sağ olsunlar çok güzel ilgilendiler. Raporlar, yazılar yazdılar. Orada da bu sorunlarımızı dile getirdik. En büyük sorun işsizlik. Bunun altında yatan en büyük sebep de eğitimsizlik. Her şeyin başı eğitim. Biz şimdi ‘işe geremiyoruz, çalışamıyoruz' diyoruz; fakat bir yerde onlara da hak vermek gerekiyor. Kalifiye eleman değiliz. Birimiz doktor, mühendis, avukat olsaydı problem olmayacaktı. Bir yer olmazsa diğeri olacaktı. Eğitim problemimiz var.
Peki, çocuklarınıza gerekli eğitim ortamını neden sağlamıyorsunuz?
Hüsnü Sorguç; Gerekli ortamı sağlamıyoruz, işte orada kabahatin başı yine bizde. Burada yaşayan gençlerimizin yüzde 20'si şu anda liseyi bitiriyor. Bir yerden başladık. Üniversite mezunu arkadaşlarımız var. Şu anda takır takır çalışıyorlar. Suçun kabahatin büyüyü bizde. Şu da var; yüksek yere gelmiş Roman insanları da tanıdık. Ama emin olun Roman olduğunu söyleyemez. Roman olduğunu söylese o noktaya gelemezdi. Yolun başında önünü keserlerdi. Böyle bir önyargı var. Mesela biz askere gidiyoruz. Asker ocağına gidenler rahatlıkla Roman olduğunu söyleyemez. Çünkü orada dışlanmaktan, yalnız kalmaktan korkuyor. Toplumun da büyük hataları var. Rahat gezdirmiyorlar, iş imkanı sağlamıyorlar.
Orhan Tanyel; Birkaç kişinin ön plana çıkmasını bütün insanlara yansıtıyorlar. Zannediliyor ki bütün insanlar böyle.
Hüsnü Sorguç; Bu insanlar bir şekilde topluma kazandırılmalı. Bizim, sosyal hayatımız yok. Sizin de belirttiğiniz gibi bizim belirli bir kültürümüz var. Bizim eşlerimiz şalvar giyer.
Bunu değiştirmiyorsunuz hiç…
Hüsnü Sorguç; Değiştirdik. Benim kızım şuradan geçse şimdi belki tanıyamazsınız. Fakat konu o değil. Biliyorsunuz Manavlarda şalvar giyer. Lazların bazıları da giyer. Fakat bir Roman bir Laz bir de Manav hanımı şalvarla şuraya çıksınlar. Emin olun ötekilere bir şey demezler. İstanbul'da Roman vatandaşı olmayan bir kadıncağız şalvar giymiş, polis bu kadını öldüresiye dövdü. Kadın polisi mahkemeye verdi. Polisin yaptığı savunmaya bakar mısınız; ‘ben onu roman zannetmiştim' dedi. Adamdaki kafaya bakın. Oradaki vatandaşın ne hakkı varsa benim de o kadar hakkım var. Bir milletvekilinin Türkiye'de ne kadar yaşam hakkı varsa benim de o kadar var. Ama kağıt üzerinde…
Orhan Tanyel; Biz sizi ikinci üçüncü sınıf vatandaş olarak görmüyoruz diyorlar; ama görüyorlar.
Sizin belli bir kültürünüz var, yıllardır değiştirmediniz, değiştirecek gibi de durmuyorsunuz… Bazı problemler yaşıyorsunuz; ama siz, bunların değişmesi için neler yapıyorsunuz?
Hüsnü Sorguç; Biz, anlattığımız, bahsettiğimiz konularda yüzde yüz haklıyız demiyoruz.
Son olarak eklemek isteğiniz bir şey var mı?
Hüsnü Sorguç; Kentsel dönüşüm konusunda şunu söyleyeyim; şu şartlarda çok sağlıklı yaşayamayacağımızın hepimiz farkındayız. Fakat bizim yüzyıllardan beri gelen örf adetimiz, ananemiz var. Bizim bunları bir anda silmemizin imkanı yok. Yaptığımız iş icabı bizim şehir merkezi dışında yaşama imkanımız da yok.
Bunu sadece maddi olarak mı diyorsunuz? Yoksa manevi olarak da kültürünüze aykırı mı?
Hüsnü Sorguç; Manevi olarak da öyleyiz. Bakın mesela bir sürü insan kredi kartı kullanır. Biz de bu yok. Bizim sözümüzdür. ‘Arkadaşım benim bugün paraya ihtiyacım var. 3 gün sonra vereceğim' desem, hiç sorunsuz çıkartıp para verirler. Ben para konusunda kendi insanımın içinde sıkıntı çekmem. Düşünün dağıldık biz buradan; bir yarımız gitti bir yere bir yarımız da başka bir yerde… O zaman bizim yaşama şansımız olmaz. Maddi olarak da manevi olarak da. Bizde gülmek, eğlenmek, ağlamak, yas tutmak bir. Adam adamla kavga etmiştir, konuşmazlar; ama birinin başına kötü bir olay gelse ilk başta konuşmadığı adam koşar yardıma. Dışarı çıktığımız zaman bunları bulamayacağımızı biliyoruz. Sudan çıkmış balığa döneriz. Yetersiz diyecekler, olmaz diyecekler; ama arka tarafta bir sürü yer var. Borçlandırsın, ev yapsın, ama burada yapsın.
Orhan Tanyel; Merkezi aşmamak şartıyla ev yapsınlar. Biz ona olumlu bakarız. Aynı evde iki üç hane yaşayan insanlarımız var. Yaşamak zorunda. Adamın başka evi yok.
Hüsnü Sorguç; Bu mahalleden çıktığı zaman maddi manevi her koşulda yaşama şansı yok.
************
‘Kafalarında bir şablon var'
Kanun kitabında madde yok; ama Roman dediğiniz zaman adamın kafasında bir şablon var; Roman, gece gündüz içki içen, hırsızlık yapan, oynayabilen, derdi, tasası, kahrı olmayan insanlar zannediyorlar.
**************
‘Yaşanan olayları tasvip etmiyoruz'
Geçtiğimiz haftalarda Erenler'de yaşanan olumsuz olaylar vardı. Onlar da Roman vatandaşıydı. Bunun için neler söylersiniz…
Hüsnü Sorguç; Kesinlikle tasvip etmediğimiz bir olay. Evet, biziz onlar.
İşte bu tarz olaylar size karşı önyargıyı artıyor olabilir…
Hüsnü Sorguç; Ama bakın olay şu; 7-8 yaşında bir çocuk evin camına taş atıyor. Adam ikaz ettiği halde çocuk hala taş atıyor. Çocuktur bu… Adam oradan silahını çıkıyor, çocuğu ayağından vuruyor. Mahalledekiler de ne oldu, kim vuruldu, derken oraya gidince adam polisin elinden kurtulup, 7 kişi daha tarıyor ve bu adam ilk mahkeme serbest bırakılıyor. Bu milletin tavrı onaydı.
Şahsın yaptığı yanlış, ama siz de yanlışa yanlışla karşılık vermiş oluyorsunuz. İnsanı evinden taşındıracak kadar…
Hüsnü Sorguç; Tasvip etmiyorum.
Orhan Tanyel; Muhakkak yanlış. Bu insana kimse de ‘buradan taşın' demedi.
Ama rahat da bırakılmayacaktı…
Hüsnü Sorguç; İşin doğrusu rahatta bırakmayacaklardı. Neden? Manisa Selendi de bir olay oldu biliyorsunuz. Bu olay olduktan sonra Roman olmayan komşularımız ‘nasıl bunları dışladılar, nasıl evlerinden barklarından söktüler, biz de bunları evlerinden barkların sökelim atalım' dedikleri söylendi. İşte bu millet o zaman galeyana geldi. O zaman tepki gösterdi. emniyet müdürü, vali gecenin bir yarısı buralara geldi. Memnun muyuz? Hayır. İster miydik? Hayır. Suç biz de mi? Bizde de var; ama onlarda da var. 8 yaşındaki bir çocuğa nasıl kurşun sıkıyorsunuz? Ve arkasından 7 kişiye daha sıkıyorsunuz. Arkasından mahkeme seni serbest bırakıyor. Burada bir ayrımcılık var. Bizimkiler orada o kargaşada birine tokat attı, düştü. Düşerken de kafasını bankete çarptı. Yaralandı. 8 kişiyi vuran adamı bıraktılar. Bizimkini kapattılar. Haksızlık.
Önyargıdan devam edersek…
Orhan Tanyel; Yıllar öncesinden gelen bir kenara sıkıştırılmışlık var. Şu anda bile, biz bu ayrımcılığı yaşıyorsak kim bilir dedelerimize nasıl yansıdı? Hangi siyasi dönemde hangi bir devlet büyüğü kalkıp ‘bir araya toplanın, birlik beraberliğinizi gösterin, sizin haklarınız bunlardır' diyip kim yardımcı olmuş? Belki sözle söylenmiştir, kullanılmıştır; ama sonrasında icraat olmadı.
Hüsnü Sorguç; En açık örneğini ben size söyleyeyim; Cumhuriyet tarihinin ilk dönemlerinde bizim atalarımızın dedelerimizin nüfus hüviyet cüzdanında Kıpti diye yazardı. Hatta ben inanmamıştım, bir büyümüzde eskiden kalma nüfus kağıdı vardı. Orada gördüm.
Yani ayrımcılık daha oradan başlıyor…
Hüsnü Sorguç; Ayrımcılık, dışlanmışlık daha oradan başladı. Geçen sayın valimiz, belediye başkanımız, emniyet müdürümüz ayağımıza kadar geldi. Ben 40 yaşındayım. Bugüne kadar bize bu şekilde yakınlık gösterenleri ilk kez gördüm. ‘İcraat var mı?' derseniz, icraat görmedik. Geldiler, sağ olsunlar dinlediler gittiler. İcraat bekliyoruz. Hiçbir dönemde bize bu kadar güzel yaklaşıldığını, bu kadar samimi davranıldığını ben hatırlamıyorum. İş davranmakla da bitmiyor. Ağızlarından çıkan kelimeleri eyleme dökme vaktidir.
Burada bir yaşam problemi var. 300 kişinin yaşayacağı yerde biz 2 bin 500 kişi yaşıyoruz. İnanın bazen yolda yürümekte bile zorlanıyoruz. Hiç kimse istemez, sabahın köründe kalksın, 3 tekerli bisikletle akşamın körüne kadar naylon toplasın… Bunu hiç kimse istemez, fakat şartlar buna zorluyor. Şartları siz bu kadar aşırı şekilde zorladığınız zaman bunun altından bazen ister istemez ufak tefek de olsa -her toplumda olduğu gibi- bazen kanunsuzluk da çıkıyor. İster istemez kanuna aykırı yollara giren de oluyor. Genç yaşında içkiye müptela olan da oluyor. Uyuşturucu batağında olan oluyor. Aklınıza gelebilecek her türlü kötülük buradan çıkıyor. Maddi imkansızlıklar nedeniyle.
Yazı Tarihi : 24 Mayıs 2010 Pazartesi
DEVAMI:Röportajınız için teşekkür ederim.Çok güzel oldu.Dernek başkanı Ademoğlu akrabama-kardeşimede teşekkür ederim.Çok güzel,yapıcı ve iyi niyetli cevaplar verdi.Roman,laz,çerkez,gürcü,ahbaz,arnavut,boşnak,tatar,yörük,kürt,türk,arap,azeri,türkmen,kazak,kırgız,fars,tacik,manav,pomak,terekeme,mohti,kırmanço,karadenizli,göçmen,muhacir yok.ADEMOĞULLARI ve MÜSLÜMANLAR var.
muhammet karadeniz @ 29.05.2010 02:44:20
Romanlar kardeşimiz,öz kardeşimiz.Türk,kürt,roman,laz,çerkez,arnavut,boşnak,gürcü hepsi öz kardeş.Sadece birbirimizi tanıyalım diye verilen isimden başkası değil.Tıpkı benim adımın Muhammet,diğerinin Ali,Hasan,Seyfullah,Abdullah,Süleyman olduğu ve birbirimizi tanımak için olduğu gibi,Hepimiz Adem'in çocuklarıyız ve Ademoğulları tek ırkındanız,7 milyar akrabayız,1,5 milyar din kardeşiyiz.İslam-Kur'an bu işi nasıl da çözdü.Ne diyor Kur'an? Hucurat Suresi,13.Ayet:''Ey İnsanlar!Doğrusu biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık.Muhakkak ki Allah yanında en değerli en üstün olanınız,O'ndan en çok korkanınızdır.Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.''
muhammet karadeniz @ 29.05.2010 02:39:06