KIYAMET KOPMADIĞI SÜRECE SRT YÜRÜYECEK
'Kıyamet kopmadığı
sürece SRT yürüyecek'
SRT Medya Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Atilla Okumuş, SRT'nin ilkelerinden ve etik kurallarından taviz vermeden uzun yıllar yürüyeceğini belirterek: "SRT, Sakarya'nın gururu olarak, yüz akı olarak devam edecek." dedi.
Bundan sonra her hafta röportajlarla karşınızda olacağım. İlk röportajımı, SRT Medya Grubu Yönetim Kurulu Başkanı ve Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Atilla Okumuş ile yapıyorum.
Atilla Bey, kendinizden bahseder misiniz?
Rizeliyim. Rize-Hemşinliyim. Babamın müteahhit olmasından dolayı Güneydoğu'da büyüdüm. O yüzden şivem biraz doğu şivesidir. Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunuyum. Psikologum yani.. Soysal Hizmet kuruluşlarında 3-4 yıl kadar psikologluk yaptım Daha sonra istifa ederek ticarete atıldım.
Neden istifa ettiniz?
Eşim o zaman yüksek lisansını bitirmişti. Onunla beraber iş yapmamız gerekiyordu. Cihaz malzemeleri ile ilgili bir şirket kurduk. O işi yürüttük. Ondan sonra da yayıncılığa başladık. 16. yıla da girdik.
Basın sektörü ile nasıl tanıştınız?
Osman Bayrak ağabeyim var. Osman Bayrak iteledi beni basın sektörü içerisine. İlk olarak onlardan Radyo Sakarya'yı almıştık. Radyonun vericisi çok düşüktü. Daha sonra radyo vericisini hemen büyüttük. Cihazları yeniledik. Radyo kurulduktan sonra hemen peşinden televizyon projesini hayata geçirdim. Televizyon projesini hayata geçirirken de eğitime başladık. Televizyonda çalışacak olanları 6-7 aylık eğitimden geçirdik. Eğitimi sürecinin bitiminde de televizyonu yani bugün bildiğimiz Sakarya TV'yi, SRT'yi hayata geçirdik. Radyo Sakarya ile SRT TV beraber uzun yıllar devam etti. Daha sonra Nabız Dergisi'ni hayata geçirdik. İnternet sitemiz hayata geçti. En sonda iki yıldır Adapostası Gazetesi'ni yayına soktuk. Böylelikle bir medya kurumunu oluşturan tüm ayakları tamamlamış olduk. Şimdilik diyorum tabi. Yenilikler olabilir ilerde. Bu arada Digiturk bünyesindeki Memleketim Tv'den de bahsetmek istiyorum. Bu sayede Avrupa'dan Asya'ya kadar yayınlarımızı iletebilme imkanımız oldu.
Derginin geçmişi ne kadar?
Derginin geçmişi 3-4 yıl oluyor. O da önemli projelere imza attı Sakarya'da. En son da gazeteydi işte.
Peki gazete kurmak için neden bu kadar beklediniz?
O zaman merhum Necdet Güngörsün vardı. Necdet Güngörsün ile biz aile dostuyduk. Ona biz "baba" derdik kendi aramızda. Baba izin vermiyordu.
Neden?
Rakip olmayalım diye. En son zar zor iznini kopardık. Son iki senede yayına girdik. Babanın sağlığında girdik yayına, izin alarak.
Peki, Necdet Güngörsün izin vermeseydi Adapostası Gazetesi kurmayacak mıydınız?
İzin vermese derken, gönül dostluğu ile yani gönül koymasın diye, onu kırmak da istemiyorduk, o yüzden. Depremde o da çok mağdur olmuştu biliyorsunuz. İzin değil, aç açma diye bir izin yok tabi. Gönül koyacak mısın koymayacak mısın anlamında. En son o şekilde başladık yayın hayatına. Yoksa daha önceden, 6-7 yıl önce depremden hemen sonra geçmek istiyordum gazeteye.
Peki gelecekte nerede olacak SRT?
SRT bir okul gibidir. Sakarya medyasında olanların yüzde 80'i SRT'de çalışmış, buraya emek vermiş, buraya omuz vermiş, bu treni itelemiş, çekmiş yada lokomotif görevi görmüş arkadaşlarımızdır. Yayıncılık zor. Yani 15 yıldır cebine para koymayan tek patron diyebilirim kendimi. Bu sektörde para yok. Bu sektöre kimi nam için giriyor. Nam da yok. Yani bu sıkıntılı bir şey.
Ama siz 15 yıldır devam ediyorsunuz...
Ben dedim ya itelendim. Hani havuza düşmüş adam da beni kim iteledi diye bir fıkra vardır. Onun gibi.
Ama bırakmayı da hiçbir zaman düşünmediniz?
Bu iş bırakılacak bir iş değil. Biz öyle bir sistemle büyüdük ki… Bir gazete olsa kapatırsın hadi iş biter. Bu televizyonculuk öyle kapatmayla olmuyor. Kapattığın anda bütün değerler yok oluyor. Kapatmamak için de bir sürü neden var. Halkın teveccühü var, halkın sevgisi var, çalışma arkadaşlarının azmi var. Onun için de kapatamıyorsun. Benim siyasetle de bir işim yok. Benim ticaretime de yaramaz. Siyasetle zaten iş yapmaz.
Görüntüye çıkmayı sevmem. Televizyona çıkmayı sevmem. Bana getirdiği bir artı yok. Hava atmayı sevmem. Gidip de milletin içinde falan da demem. Ben toplantılara binde bir katılırım. Çarşının içine zaten zor çıkıyorum. Benim işim odamda kitap okuyayım, personelimle konuşayım. Öyle bir hayat felsefem var. Aslında bana göre bir meslek de değil bu iş ama işte başladık gidiyoruz yani.
SRT'nin dününe gelirsek...
SRT'nin dünü çok büyük zorluklarla geçmiştir. Ama SRT bu şehre gerçekten önemli katkıları olmuş bir kuruluştur. Bunu iddia ile söylüyorum. Bugüne kadar tek leke atılmamıştır SRT'nin üstüne. Belden aşağıya vurma gibi bir durumu yoktur. Yani SRT medya grubu gazetede dahil, dergi de dahil, radyoda da dahil asla kimseye şantaj yapmadık, asla kimsenin belden aşağısına vurmadık, asla iftira atmadık. Hatalar yapmamış mıyızdır? Çok cüzi hatalar mutlaka yapmışızdır ama gönlünü almışızdır insanların.
Korkusuzuz. Hiç kimseden korkumuz yok. Hiç kimseye bağımlılığımız yok hiç kimseye eyvallahımız yok. Öyle bir medya kuruluşuz. Türkiye'de böyle bir medya kuruluşu bulmak da çok zordur. Siz de yaşıyorsunuz Türkiye'de olanları yerel medyayı genel medyayı. Bizim gibi medyayı bulmak da çok zor bir şeydir.
SRT medya grubunun planları nedir?
Biz televizyonu oluşturduk. 13 Büyükşehir Belediyesi'nde dijital yayıncılık başlayacak. 2009'un içerisinde. Evlerde 2004'ten sonra üretilen televizyonların içinde var. Diğerlerine de 20-30 YTL'lik bir modül takılıyor. Anten, çanak, uydu derdi bitecek. Yani herkes evinde pırıl pırıl bir SRT'yi ve 40-50 kanalı izleyecek. Artı, yayın sayısal olduğu için çok güzel ve kaliteli bir yayın izleyecek. Çanak kirliğini antendi, çekiyordu, çekmiyordu derdi bitecek.
SRT'nin geleceği çok parlak bu anlamda. Gazetemiz yeniliklerle devam edecek. Dergiyi daha aktif hale getireceğiz 2009'da. Yeni bir proje var kafamda geliştirdiğim. Bunun etütlerini yaptırıyorum. Onlarda bittiği zaman SRT medya kurumu ömrünü sürdürecek. Ben iddia ediyorum kıyamet kopmadığı sürece SRT medya grubu ilkelerinden, etik kurlarından taviz vermeden uzun yıllar, on yıllar, yüz yıllar inşallah yürüsün. Sakarya'nın gururu olarak, yüz akı olarak devam etsin diyorum.
Yeni proje hakkında biraz daha bilgi verir misiniz?
Tam bitmediği için söylemiyorum; ama o da bittiği zaman Sakarya'daki önemli bir eksiği kapatacak. Sakarya ile bağlarımız biraz daha güçlenecek.
Gazete için 1 Ocak tarihinden bahsediyorsunuz…
İki yıl önce ben bu gazeteyi çıkartırken Genel Müdürümüz Zerrin'le Genel Yayın Müdürümüz Gürkan'a bir şey söylemiştim. İki yıl içerisinde bir hedef koymuştum onlara; o hedefe ulaşamazsanız başarısız sayarım sizi demiştim. 1 Ocak'ta o süre doluyor. Aralıkta iki yıl bitti. O bir aylık süre de toparlanma süreci. 31 Aralık'ta toplanacağız o hedefi tartışacağız. 1 Ocak'ta da iyi veya kötü o hedefimizi ortaya koyacağız. Açıklayacağız halka. Sakarya halkı beklesin. Bir ocakta ne oluyor, Adapaostası ne oldu ne oluyor görecekler.
Bununla ilgili daha detaylı bilgi verir misiniz?
Bununla ilgili daha detaylı bir şey söylemeyeceğim. 1 Ocağı bekliyoruz.
Böyle bir plaza fikri nasıl oluştu?
Bizim üçüncü yerimiz bu, SRT kurulduğundan beri. İlk olarak İzmit Caddesi'nde kiralık bir yerdeydik. Çok masraf ettik orayı düzeltelim diye; ama düzeltilebilecek kadar düzeltildi. Sonra oradan Garajlarda bir yere taşındık. Deprem dönemi de orada geçti. Daha sonra oraya da yetmiyorduk. Orası da bizim 350 metre kare bir yerdi. Arkadaşlarda dedik bir proje geliştirelim. Güzel bir yer yapalım. Önce Biz 500-600 metrelik bir yer düşünürken sonra öyle böyle derken kendiliğinden işte bugünkü Türkiye'de parmakla gösterilecek bir medya plazayı oluşturduk.
Bu bizim yüz akımız. Buraya gelen bu işlerle ilgili ilgisiz siyasetçi ticaretçisi yayıncısı geldiği zaman Sakarya adına gurur verici bir şey. Bence Sakarya'nın bu yüz akı bu medya plaza. Herhalde uzun yıllarda bu rekor kırılmaz. Türkiye'de böyle bir bina bulmak, sıfırdan planlı bina da bulmak zor. 14 bin metre kablo döşendi buraya binanın ve iki dönüm bahçesinin içerisinde her noktasından canlı yayın yapılabilir. Konferans salonundan canlı yayın yapılabilir, stüdyolarından canlı yayın yapılabilir.
Bence mükemmel bir bina. Bahçesinde de mandalina ağaçlarımız var, portakal ağaçlarımız var. Limon ağaçlarımız var. Hepsi de veriyor. İki ay boyunca mandalina ve portakal yiyoruz bahçemizden. Arka bahçemiz nefis. Açılışlarımızı ve yıldönümü kutlamalarımızı orada yapıyoruz. Yani bahçe düzenlemesiyle bina düzenlemesiyle gerçekten Sakarya için bir gurur kaynağı. Türkiye'de örnek gösterilen bir plaza.
Bir de benim şu dikkatimi çekti; bahçede, şahısların ismine ağaçlar var. Bildik tanıdık isimler de var. Kimler var, biraz bahseder misiniz?
Evet. Onu da şöyle yaptık. O dönemde bahçeyi oluştururken herkes bir ağaç dikeyim diye söyleyince dedik ki bari bunu isimlendirelim. Bu bina yaşadıkça bu insanların ağaçları da yaşasın. Bir de ben doğaya hayran biriyim. Mesela, Büyükşehir Belediyesi'nin de ağaçlandırma çalışmasını kaç yıldır hep desteklerim sonuna kadar da destekleyeceğim. Yani bu ülkede kim bir ağaç dikerse ben yanındayım. Bu konuda herkese tam desteğim var. Bu kadar ağacı seven bir insanın kendi bahçesinin de güzel olması lazım dedik.
Böyle bir öneri de gelince tamam her dikine bir isim vereceğiz.Giden sayın Valimiz Nuri Okutan var, Büyükşehir Belediye Başkanımız Aziz Duran var, Kenan Sakallıoğlu var, giden paşamız Enver Paşa var, Merkez Komutanımız Ercan Dural var, Ferizli Kaymakamımız Sevda hanım var, Vali yardımcımız Kenan Bey var, Suphi Olcay var, Mustafa Güni var.
İsmini şu anda sayamadığım bir sürü insan var. Hepsi bu medya plazanın içinde emekleri olan insanlar. İşte bu saydığım bütün isimler buradaki her tuğlasında emeği olanlar. Reklam verenlerimiz var. Esnaflarımız var. Bizi bugünlere getiren reklamlarıyla bizi destekleyen insanlar var. Aslında bu bina, bu plaza, bu Türkiye'nin yüz akı bütün Sakarya halkına ait. Yani bir kuruşluk emeği olan insanın bile burada hakkı var. Sahibi de onlardır, gerçek sahibi. Biz sadece aracağız.
Sakarya'daki yerel basını nasıl değerlendiriyoruz?
Sakarya'da yerel basın Türkiye ortalamasının üzerinde. Özellikle baskı kalitesi ve mizanpaj açısından gerçekten Türkiye'de ilk sıralarda; ama tirajlar biraz düşük. Türkiye'nin birçok yerine göre tiraj iyi ama mesela bir İzmit'le karşılaştırdığımız zaman tirajlarımız düşük kalıyor. İşte Adapostası'nın farkını da orada yakalayacağız. Eğer 2009'un sonuna kadar da İzmit'teki tirajları yakalayamazsa arkadaşlarım -Sakarya içindeki hedefimiz 1 ocakta- gene anlaşmamız bozulacak onlarla.
Burada da SRT çalışanlarına bir mesaj var...
Evet mesaj. 2009 sonundaki hedefleri de İzmit'i geçmek. O hedefe de ulaşacağız inşallah. Ama şu anda da Adapostası Gazetesi gerçekten reklam verenlerin gözdesi. Yani A tipi dediğimiz para harcayan grubun en çok okuduğu ve en çok reklam verdiği gazete Adapostası. Bu artık yadsınamaz bir gerçek. Zaten gazeteyi elinize aldığınızda da en çok reklam Adapostası'nda var. Bunu da biz de okuyucularımız da herkes görüyor.
Yerel basına dönersek...
Bu işe gerçekten yıllardır emek verenler var. Bir de modaya uyup girenler var. Basın sektörü insana bir ayrıcalık getirmiyor. Ne kanun önünde getiriyor ne başka bir alanda. Arkadaşlarda buna heves edip giriyorlar, bir takım ayrıcalıklar olacağını sanıyorlar; ama böyle olmadığını zamanla görecekler. Zamanla bu da rayına oturacak. Rekabetten güzellik doğar, rekabetten başarı doğar. Ben ne kadar çok olursa memnunum bu işlerden çünkü kötüyü görmeden iyinin kıymeti anlaşılmaz kötüyü görmeden iyi kendini geliştirmez.
O yüzden bunların olmasında fayda var ama fazla uzun sürmez bir iki yıl içerisinde doğal seleksiyon olur. Bu işe gerçekten emek verenler, bu işi gerçekten emeğiyle, heyecanıyla, beyniyle bu işe girenler, herhangi bir art niyet taşımadan bu işe girenler bu sektördü kalırlar. Geriside heveslerini alırlar köylü köyüne evli evine döner. Herkes kendi işine çekilir. Bunda hiç korkulacak bir şey yoktur bence. Arz talep meselesi kendi dengesini yaratır.
Tirajların düşük olmasından bahsettiniz, okuma oranına bağlı olarak. Sizce önemli olan gazetenin çok satması mı yoksa okunması mıdır?
Birinci hedef okunmasıdır; ama okunması için de satılması gerekiyor. Bizim kültürümüzde kütüphaneye bir tane koyarsınız orada herkes okur gibi bir şey de yok. Berber dükkanında olur, kahvelerde olur, esnafın dükkanların da olur. Orada biraz okuyucu artar. Bugün Sakarya'da en çok okunan Adapostası derken bütün esnaflarda -sayıyı vermeyeceğim- Sakarya tarihinde olmadığı kadar abonemiz var. Bütün esnaflara girmiş vaziyetteyiz. Dolayısıyla en çok okunan gazetede biz oluyoruz.
Bir esnafa girdiği zaman en az 5-10 kişi okuyor akşama kadar. Bu anlamda da bir farkımız var; ama çok okunması için çok satılması gerekiyor. Tirajın mutlaka olması gerekiyor. Geçmişte bir Tan Gazetesi bir milyon satardı ama ben öyle bir tirajdan bahsetmiyorum. Hürriyet'in de tirajı 500 binlerde dolaşıyor ama bugün Türkiye'nin en etkili gazetesi. Posta'da bir milyon yada 700 bin satıyor ama bir Hürriyet olabilir mi? Olamaz tabi. Yani hem etkili olacaksın, hem kaliteli olacaksın hem de tirajın olacak. Bu anlamda söylüyorum. Sadece tirajda bir şey değildir. Gazete de olacak, etkili olacak kalite olacak peşinden de tirajın olacak.
Medya etiğine çok önem veriyorsunuz...
Medya etiğine çok önem veriyorum. Dediğim gibi 16 yıllık yayın hayatımız boyunca kimsenin ahını almamaya çalışıyoruz. Haksızlık etmemeye çalışıyoruz. Bu anlamda da Gürkan'la beraber inşallah ocak ayında SRT medya grubu etik kurallarını da yayınlayacağız. Bu medya grubu içerisinde bulunan patrondan çaycısına kadar herkes bu medya etiğine uymak zorunda olacak. Yani bugüne kadar ki davranışlarımızı yazılı hale de getireceğiz. Sakarya kamuoyunu da duyuracağız. Sakarya kamuoyuna da bir anlamda kendimizi de mecbur bırakacağız. Yani biz bu ilkelere uyacağız diye taahhüt vermiş olacağız.
Bu sizin için her şeyden önemli?
Her şeyden önemli. Medya etiği her şeyden önemli benim için.
Peki bunun akabinde şunu sormak istiyorum; bir yakınınızı dostunuzu, arkadaşınızı da herhangi bir olumsuz olayda da haber yapar mısınız?
Olay şu; kısmi bir şey olur, mesela iki araba ufak bir dokundurmuştur. Yada bir şey olmuştur, 'ya benim arabayı çekmesen, bu kazayı görmesen' dese. Reel olarak konuşuyorum yani gerçekleri konuşuyorum bunu yayınlatmam. Derim ki bunu yayınlamayın arkadaşlar. Kamuoyunun fazla kaybedeceği bir şey değil. Öğrense de olur öğrenmese de olur; ama adam yolsuzluk etmiş, uğursuzluk etmiş, bunu babam da olsa engelleyemem. Bunu engellemeye şansım da yetmez. Yani bunu ben 'yapmayın' dediğim zaman SRT'deki çalışanlar isyan eder.
Böyle bir yetki de hiçbir patronun olamaz. Bunu sende engelleyemezsin. Senin diyelim kardeşin bir hırsızlık yaptı, yakalandı. Bunu sen engelleyebilir misin? Diyelim ki haberden sorumlusun, sen bunu engelleyebilir misin? Engelleyemezsin. Bunun hiçbirimizin şansı yok. Ama kısmi bir şey olursa kamuoyunun gerçekten öğrenmesinde hiçbir yarar yoksa insan burada dostluğunu arkadaşlığını kullanabilir; ama onun dışında zaten hak da bize haksızlık yapma diyor.
Eğer ben hırsızsam yayınla diyor zaten. Buna kimse kızmaz. İşte medya etiği de burada giriyor devreye. Medya etiklerine dört dörtlük uyduğun takdirde kimseden eleştiri almazsın. Bu, bu kadar basit. Benim de bütün derdim o. Medya etiklerini çalıştırdığın zaman sorun olmaz. Adam bir olayla ilgili göz altına alınmış, adamın ismini veremezsin. Hakkı var bir kere. Hukuk açısından da yargılama bitene kadar, mahkeme karar verene kadar suçsuzdur insan. Sen bunu daha ilk günden suçlu diye ilan edersen, onun çoluğunun çocuğunun, karısının, kızının bütün vebalini üstüne almış olursun.
Adam bir de yarın beraat etti. Hiçbir suçu yokmuş. Serbest bırakıldı. Ne diyeceksin pardon mu diyeceksin adama? Böyle bir şey olabilir mi? Bu haksızlık. Bunu ne biz yapabiliriz ne bir arkadaşımın yapmaya hakkı var. Hepimiz bu etik kurallara uymak zorundayız.Yani biz doktordan etik kural beklerken, öğretmenden etik kural beklerken, mühendisten etik kural beklerken, muhtardan etik kural beklerken bir gazeteci olarak bizimde etik kurallara uymamız gerekiyor. Bizim hiçbir ayrıcalığımız yok bu konuda. Bizim de bu konuda dört dörtlük uymamız gerekiyor.
'Güçlerimizi birleştirmeliyiz'
İş adamı olarak Sakarya ekonomisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sakarya'da ekonomi şu; Sakarya'da henüz 21'nci asrın durumu yok. Eskiden babadan oğula geçen bir sermaye yapılanması vardı. Yani baba gelir açar bir manifatura dükkanı büyütür falan filan. Şimdiki durum o değil. Şimdi artık çok ortaklı kültürünün gelişmesi gerekiyor. Globalleşen ekonominin içerisinde dünya devlerinin çıktığı ortamda bireysel olarak mücadele etme imkanları çok azaldı. Bunun için güçlerimizi birleştirmek zorundayız. Sakarya'da mesela bir Denizli'deki Antep'deki ortak kültür, ortak iş adamlarının güç birliği ile çıkan şirketleşmeler yok.
Bunu hayata geçirmediğimiz zamanda Sakarya'daki bir takım sorunları, işsizlik sorununu şudur budur, bunları çözmemiz mümkün değildir. Devlet gelsin fabrika açsın, insanlar işe girsin gibi bir durum yok. Bireysel anlamda da kimsenin o devlerle, dünya devleriyle, Türkiye devreyle uğraşacak hali yok. Mutlaka güçlerimizi birleştirmemiz gerekiyor. 50-100 kişinin ortak olacağı, gerçekten ortaklılık kültürünün anlaşılır bir şekilde yerleştiği, işin profesyoneller tarafından yürütüldüğü ortakların geri planda kalıp, sadece denetleme görev yaptığı şirketleri mutlaka hayata geçirmemiz lazım.
Buna öncülük edecek olanlar da sivil toplum örgütleri yada yarı sivil toplum örgütleridir. Sakarya o yönden de biraz şanssız. Gerçekten bizim sivil ve yarı sivil toplum örgütlerimiz güçlü değil. Bunlar güçlü olsa aslında bu kültür de ortaya çıkmış olur. Çünkü buna birilerinin öncülük etmesi gerekiyor. Sakarya'da önce sivil toplum örgütlerimiz düzelteceğiz, onları güçlendireceğiz, onlar öncülük yapacak, yeni şirketler kuracağız, güç birliği içerisinde hareket edeceğiz. Sakarya ekonomisini hayata geçirmemiz lazım.
Bir de biz milletvekili seçiyoruz her şeyi ondan bekliyoruz. Sen buradan 16 milletvekili de göndersen buradaki sivil toplumuyla halkıyla oradaki milletvekilinin arkasında tam anlamıyla durmadığın zaman onların Ankara'daki gücü sıfıra iniyor. Sen toplum olarak güçlü duracaksın. Toplum olarak birleşsek bir milletvekili göndersek buradan toplumun arkasında durduğu o bir milletvekili 16 milletvekilinden daha güçlü olur.
Biz burada güçlü hareket edemediğimiz için 6-0 da yaptık kaç sefer; ama Sakarya'nın o gücünü Ankara'da yada hükümet içerisinde veya iktidar içerisinde o gücü gösteremedik. Burada da suçlu sadece o milletvekilleri değil, hepimiziz. Burada o güç biriliğini ortaya koyan, onları harekete geçiren, zorlayan bir gücün olmaması, onları çalışmaya sevk eden o sivil toplum örgütlerinin olmamasından halkın örgütlenmesinin olmamasından kaynaklanan bir şey.
Bu güç birliği neden yok ve nasıl olmalı?
Avrupa'da bir insan ortalama 10-15-20 derneğe üye. Bizim Türkiye'de hepimize sorsan en fazla üye olduğumuz 3-4 dernektir. Oda nadirdir. Yüzde 80'imiz hiçbir sivil toplum örgütüne üye değildir. Adam mesela Ticaret Odası üyesidir alakası bile yoktur. SESOB üyesidir ne olduğunu bilmez. Kahveciler Odası'na üyedir ama toplantısına gitmez. Yarı sivil toplum örgütü dediğimiz üyeler de seçimden seçime yüzde 50'si gider, o kadar. Başka da giden olmaz.
Halbuki herkes birbirini denetlese, herkes birbirini teşvik etse, bu güç birlikleri ortaya çıkmış olsa, doğayı koruma derneği çocukları koruma derneği falan olsa, bunlar güçlü olsa güç birliği ile hareket edip siyasetçileri zorlasa siyasetçiler orayı zorlasa bu iş olacak. Başkan aşağıya Sakarya'da yenilenmemiz lazım. Herkesin harekete geçmesi lazım. Herkesin bir yenirden ivme kazanması lazım. Herkesin görevi bu. Basın olarak da en başta bizim görevimiz. Bizim de bu oluşumlara destek vermemiz gerekiyor.
Yazı Tarihi : 24 Aralık 2008 Çarşamba