SİYASETTE ÖNEMLİ OLAN ŞEREFTİR
SRT Yönetim Kurulu Başkanı Atilla Okumuş röportajımız 2.kısmı ile devam ediyor.
Siyasetle ilgileniyor musunuz?
Bir siyasi düşüncem var tabi kendi içimde; ama bunu bu kuruma yansıtmamaya 16 yıldır özellikle çaba gösteriyorum. Yansıttığımı da sanmıyorum. Çalışanlarımız içinde de her görüşten insan var. Bugüne kadar da ‘görüşün ne' diye hiçbir çalışan arkadaşıma asla sormamışımdır. Zaman içinde belki hareketlerinden anlamışımdır; ama onun dışında ne alırken ne çalışırken ‘senin görüşün nedir' diye sormadım. Sormam da zaten. Öyle bir ihtiyaç hissetmiyorum. Bugün geldiğim nokta siyaset üstü gibi bir şeydir.
Her partinin içinde şereflisi de var şerefsizi de var. Her siyasi görüşün içerisinde şereflisi de var, şerefsizi de var. O zaman ben ne diyorum; benim için önce şerefli olanlar gelir diyorum. Namuslu, dürüst, ilkeli insanlar hangi partide olursa olsun benim dostlarımdır. Şerefsiz her partide olduğuna göre her siyasi görüş de olduğuna göre sırf o partide diye şerefsize şerefli diyecek halim yok. Ben onu aştım.
Benim için ilkeli, namuslu, dürüst olan insanın siyasi görüşü hiç önemli değildir. Benim dostumdur, kardeşimdir, arkadaşımdır, ağabeyimdir. Bu anlamda siyaset üstü gibi bir düşüncem var. Önce insanlar dürüst, namuslu, ilkeli olmalı. Ondan sonrası kolay olur diyorum ama bunu yaparken de siyaset yapılmamalı anlamında söylemiyorum. Her parti kendi içindeki namuslu, dürüst, ilkeli insanları barındırır, öbürlerini kendi içinden tavsiye yoluna giderse bu daha üzücü olur.
Bir örnek vereyim; ben 16 senedir buradayım. Partileri görüyorum. Her dönem farklı oluyor ya, ben artık insanların yakasına bakıyorum hangi partide diye. Çünkü adam geliyor bir başka partili. 3 sene geçiyor bakıyorum adamın yakasında rozet değişmiş. 3 sene geçiyor bakıyorum rozet değişmiş. Siyaset bu kadar ilkesiz olmamalı. 40 yaşından 30 yaşından 50 yaşından 60 yaşından sonra yani belli yaştan sonra insanın siyasi düşüncesi a'dan z'ye gider mi ya? Böyle bir şey olmaması lazım.
Gençlik döneminde 18-20-25-30 yaşında bir insan, araştırarak bir yerden bir yere geçer ama 40-50-60 yaşındaki bir insanın sık sık yön değiştirmesi, siyasetin bu kadar ilkesiz olmasına, siyasetin bu kadar çok eleştirilmesine, siyasetçilere güvenin azalmasına neden oluyor. Bu sadece Sakarya'da yaşanan bir durum değil. Milletvekillerinde ne ilginçlikler oldu biliyorsunuz. 5 parti değiştiren 10 parti değiştiren milletvekilleri oldu. Baştan aşağıya bir ilkesizlik var. Onun düzeltilmesi lazım.
Son zamanlarda sanki biraz daha fazla oluyor bu geçiş?
Siyasi partiler arasındaki fark biraz daha azaldı.
Eskisi gibi değil…
Evet eskisi gibi değil. İdeolojiler hakim değil partilere. Geçişler biraz daha kolay oluyor. Yani bir dünya görüşün var. A'dan z'ye nasıl gidebilirsin? Mesela ben hala anlamış değilim; bir Ertuğrul Günay'ın CHP Genel Sekreteriyken gidip AKP'den bakan olmasını yakıştıramıyorum. İlhan Kesici'nin merkez sağdaki birinin gidip CHP'de siyaset yapmasını da anlamıyorum. Yada bir Cemil Çiçek'in AKP'de olmasını anlamıyorum. Eski bir milliyetçidir. Yaşar Okuyan'ın dolaşıp dolaşıp oradan buraya gelip en son Tuncay Özkan'ın partisine genel başkan yardımcısı olmasını anlayamıyorum.
Bu tür şeyleri kavrayamıyorum, anlayamıyorum. Daha doğrusu anlamak da istemiyorum. Sadece maddi çıkar için değil, makam için de insanlar parti değiştirebiliyor. Yada parti içerisinde başkana kızıp parti değiştiriliyor. Yahu kardeşim sen başkan için mi gittin, o partinin ideolojisi yok mu? O partinin parti programı yok mu? Bir kişiye kızmakla parti değiştirilir mi? Türkiye'de hiçbir şey doğru değil. Bu da doğru değil
Eski ve yeni siyasetçileri karşılaştırırsanız, neler söylersiniz?
Yenilerde kültür biraz daha fazla. Eğitim düzeyleri yüksek falan filan ama eskilerde de halkla ilişkiler biraz daha sıcaktı. Eskiden tek parti iktidarı da olmadığı için, son 6 senedir böyle gidiyor. Milletvekillerinin değeri de vardı Ankara nezdinde. Şimdi o da yok. Şimdi sen hepsini ful de götürsen 350'nin içinde bir anlam ifade etmiyor. Onun için belki bana kızacaklar ama babamın partisi bile olsa Allah hiçbir partiyi tek başına iktidara getirmesin diyorum.
Niye diyorum? Sen 10 milletvekili de götürsen bir değerin kalmıyor. Hata yapma payın yükseliyor. Halbuki koalisyonlarda o onun yanlışını düzeltiyordu, o onun yanlışını düzeltiyordu bir denge oluyordu. Temel konulardaki tartışmalar bitene kadar rejim kaygısı, şu kaygı, bu kaygı olmayana kadar koalisyon dönemlerinin gitmesinde fayda var diye düşünüyorum. Bu benim temennim tabi. Her parti tek başına iktidara gelmek için mücadele edecek ama, bir vatandaş olarak benim temennim bu.
Yerel seçimlerin galibi kim olacak sizce?
Yerel seçimler çok çekişmeli bir şekilde geçecek. 22 temmuzdaki hava yok. Ekonomik krizin ortamda birden bire yükselmesi, insanların gelir düzeyinin düşmesi insanların oy vermede en önemli etkenlerinden biri. İnsan cebiyle beyni arasında bir bağlantı var; hele bizim gibi az gelişmiş ülkelerde, kültürün, eğitimin belli bir seviyede olduğu yerde... Bir seçimde bakıyorsun DSP yüzde 21 almış, ikinci seçime bir bakıyorsun yüzde 1.5 almış. Bu neyle açıklanabilir? Tamamen krizlerle ilgili.
Bu seçimde de AKP'nin çok rahat olacağını düşünmüyorum. İnanılmaz bir çekişmeyle geçecek bir yerel seçim bekliyorum. Çok çetin mücadelenin süreceği bir yerel seçim bekliyorum. Geçtiğimiz seçimde ekonomide belli bir istikrar vardı. Şimdi o yok. Sen ne yaparsan yap, milletin karnı açsa, cebinde para yoksa, evine ekmek götüremiyorsa ne ideoloji kalır, ne bağlılık kalır. Bütün partileri çok çetin geçecek bir yerel seçim bekliyor.
Peki Türkiye ve Sakarya iyi idare ediliyor mu sizce?
Valla ben hep sonuca bakarım. Bundan önceki hepsini al, eğer biz 21'inci asırda hala bu haldeysek, hiçbir temel sorununu çözememiş, insanlarına bir gelecek vaat edememiş bir haldeysek iyi yönetilmediğimiz ortada. Rahmetli Atatürk'ten sonraki dönemden bu döneme hiç iyi idare edildiğimizi düşünmüyorum. Günü kurtarmışız.
Kendiliğinden gelişen, zorla dünya gelişmesiyle gelen bir takım yenilikler yapmışız. Telefon gelmiş, bir şeyler gelmiş ama hiçbir güvencen yok. Ne sağlıkta bir güvencen var ne gelecekte. Adam bugün milyoner yarın aç, öbür gün milyoner bugün aç. Bugüne kadar hiçbir hükümetin bizi iyi yönetebildiği kanısında değilim.
Her şey ortada diyorsunuz?
Her şey ortada. Sonuca bakar. Şimdi kaptan kimdir? Gemisini karaya çıkartabilendir kaptan. Gemisini, yolcularını sağ salim karaya çıkartabilendir kaptan. Sen karaya çıkaramamışsın, yarı yolda teknen parçalanmış, insanların bir kısmı suya düşmüş kör topal gidiyorsun… Böyle kaptan olmaz. Kaptan gemisini içindekileri sağ salim karaya ulaştıran insandır. Böyle bir siyasetçi çıksın ben de elini öpeyim; ama yok.
Kişisel olarak söyleyeyim, ben muhtarlığa bile aday değilim. Hiçbir siyasi çabanın içinde değilim, hiçbir siyasi bir çabanın içinde de olmayacağım bundan sonra. Hiçbir zaman siyasetin içinde yokum, hiçbir beklentim de yok. Bu benim kişisel tercihim; ama bu ülke için kim ne yapıyorsa a'dan z'ye her türlü siyasetçiye SRT Medya Kurumu olarak da her zaman yanlarındayız doğru yaptıkları her işte. Hiçbir ayrım yapmadan, hiçbir taraf tutmadan hepsinin yanındayız.
Gazetecilik dışında sizin yada ailenizin uğraştığı bir iş var mı?
Hanımının sürdürdüğü, yeğenlerimin, kayınbiraderimin beraber sürdüğü tıbbı cihaz malzeme işi devam ediyor. Bütün bölgeye Kastamonu'ya kadar toptan tıbbi malzeme ticareti yapıyorlar. Zaten biliyorsun SRT'ye kalsaydı aç kalırdık herhalde. Buradan manevi yönümüzü, diğer taraftan karnımızı doyuruyoruz.
Peki biraz özel hayatınızdan bahsedersek, uğurlu sayınız, işaretiniz, hareketiniz var mı? Burçlarla ilgilenir misiniz?
Hiçbir uğurlu sayım, burcum yok. Öyle şeylerden anlamıyorum. Ne uğurlu rengim var. Hayvanları çok severim. Mutlaka evde köpek beslerim. Fotoğrafçılıkla ilgileniyorum. 2 yıl boyunca İstanbul'da kurslara katıldım. Sertifika aldım. Fotoğraf çekiyorum.
Bu merak nasıl başladı?
Bu merak herkeste vardır. Sende de vardır, bende de vardı. Ufak makinelerle şipşaklarla başlarsın. Ondan sonra meslek de bu olunca; kameramanlara kurs verdiriyorsun ben de ara sıra dinliyorum. Öbürüne fotoğraf kursu verdiriyorsun onu dinliyorum. Dedim bu işi madem yapıyorum önce benim bilmem lazım. Yani bir görüntü iyi midir, gazetede çıkan bir fotoğraf güzel midir diye, önce benim öğrenmem lazım dedim. Şu anda da güzel fotoğraflar çektiğime inanıyorum; ama hiçbir yarışmayla ilgim yok. Sadece kendi mutluluğum, kendi beğenim için yapıyorum bu işi.
Önümüzdeki Anneler Günü'nde bir sergi açmayı düşünüyorum. Aynı anda 50 fotoğraf yada resmin sergilenebileceği güzel bir sergi salonu yaptık. Buradan sizin aracılığınızla da tüm sergi açmayı düşünenlere sesleniyorum; isteyen herkes burada sergi açabilir. Tabi günlerini ayarlayarak. Bu da Sakarya'ya bir hizmet. Kapımız, toplantı yapmak isteyen, sergi açmak isteyen, bizden yararlanmak isteyen herkese açıktır. Çünkü bu herkesin malı.
Kaç yıldır yapıyorsunuz?
6 yıldır. Artı bir de çocukluğumdan beri çok kitap okurum ben. Okuyan bir aileden geliyorum. Kardeşlerim öğretmendir. Çok kitap okuruz. Küçüklükten beri sürekli kitap okuruz. Bugünde haftada 1 yada 2 kitap okurum. Güzel de bir kütüphanem var. Her gün de artıyor bu sayı.
Ağırlıklı olarak hangi kitaplar?
Eskiden roman çok okurdum ama şu anda roman en aza inmiş durumda. Daha çok tarihi kitaplar, otobiyografiler, belgeseller falan okuyorum. Bir kitabı tek başına okumam. Farklı konularda dört beş kitap okurum. Bugün 2 saat onu okurum, ondan sonra geçerim öbürüne, onu 1 saat okurum. Sonra diğerini. Bu bana hem hız kazandırıyor hem de bıkkınlık getirmiyor. Konudan bıktığım zaman geçiyorum öbür konuya.
Yani 3-4 kitabı bir arada okuyorum. Zamanım büyük bir kısmını da kitap okumakla geçiyorum. Şehre çok az iniyorum. Sadece arkadaşlarımı ziyarete gidiyorum. Gelen giden oluyor. Arkadaşlarım bana şehir ile ilgili her şeyi bildiriyorlar. İlişkim herkesle iyi. Bu da benim herhalde en büyük gurur kaynağım.
Futbolla ilgileniyor musunuz? Hangi takımlısınız?
Gençliğimde futbol oynadım. İyi de oynardım. İyi masa tenisi oynarım. Galatasaraylıyım. Galatasaraylım derken Sakaryaspor'dan sonra Galatasaraylıyım. Sakaryaspor'u seviyorum; ama son 5-10 yıldır futbolla fazla içli dışlı değilim. Daha başka ilgi alanlarım var. Biraz da geçmişte fazla futbol oynamamdan dolayı bir bıkkınlık var sanırım, pek fazla ilgimi çekmiyor.
Sakaryaspor'un şu andaki durumu için ne dersiniz?
Sakaryaspor'un şu andaki durumu Türkiye'nin durumu gibi bence. Allah sonunu hayır etsin derim. Başka bir şey diyecek halim yok.
Kalem koleksiyonunuz var…
Evet. Oğlumun adına kalem koleksiyonu yapıyorum; ama kalemlerin bir özelliği var. Eşantiyon kalem koleksiyonu yapıyorum. Yani üstünde mutlaka bir firmanın, kurumun yazısı olması lazım.
Neden?
Onu kendimi frenlemek için yaptım. Eğer eşantiyon kalem olmazsa sınır yok. O zaman ben 5 kuruş bulduğunda gidip kaleme para yatırırdım. Bir de emek olsun diye. Parayla alınma olmasın, emek olsun, eşin dostun katkısı olsun diye. Sağ olsun eşim dostum da katkıda bulunuyor. Şu anda 5 binin üzerinde kalem koleksiyonum var.
Kullanmıyorsunuz hiçbir şekilde değil mi?
Hayır kullanmıyorum. Aynı kalemden iki tane olursa kullanıyorum.
Hayatınızda en unutamadığınız an?
99.
Deprem?
Evet.
En çok özlemini duyduğunuz şey nedir?
Oğlum.
Peki Sakarya dışında nerde yaşamak isterdiniz?
Hiçbir yerde. Bunu samimiyetimle söylüyorum. Burada yaşadığım için, burada bulunduğum için değil. Beni tanıyanlar bilir, karşımda kim olursa olsun içimden eğer farklı bir düşünce geçiyorsa mutlaka söylerim. İçimde tutmam hiçbir şeyi. Gerçekten bu şehirden en ufak bir rahatsızlığım olsa, en ufak bir kuşkum olsa, yani zorunluluktan dolayı burada olmuş olsam bunu da açıkça söylerim. Ben bu şehri sevmiyorum, zorunluluktan dolayı buradayım derim; ama bugün dünyanın neresini verirlerse versinler ben Sakarya'dan bir aydan fazla ayrı kalamam. Sakarya'yı o kadar seviyorum.
Hayatınızda en çok istediğiniz şey nedir?
Maddi olarak hayattan istediğim hiçbir şey yok. Zaten benim parayla pulla da fazla bir işim yok. Geçmişte bir kooperatife girmiştim. Bitene kadar, eşim taşınana kadar ben gidip bakmam bile. Hanım der ki taşındık, nerede diye sorarım gider evde otururum. Öyle bir yapım var. Maddi olarak hiçbir beklentim yok. Allah'a şükür bugün aç değilim, açık da değilim. Yürütüyoruz. Yani olmasını istediğim bir şey de yok.
Düşündüğüm zaman öyle olmasını istediğim bir şey de yok. Toplumsal olarak iyi bir ülkede, gerçekten insanlarının can güvenliğinin, gelecek kaygısının yaşanmadığı, hiç bir zaman hiç kimsenin aç kalmayacağı bir ülke olmasını istiyorum. Birbiriyle kavga etmeyen, düşman olmayan, hiçbir tehlikenin olmadığı bağımsız bir ülkede yaşamak istiyorum.
SRT Yönetim Kurulu Başkanı olarak sizi en çok sevindiren, üzen, heyecanlandıran, kızdıran şey nedir?
Beni sevindiren şey, televizyonda olan bir programın çarşıda dolaşırken yoldan geçen birinin bahsetmesi, beni tanıyan birinin ‘izledik' demesi. İzleyicinin olmasına çok seviniyorum. Sağ olsun arkadaşlarda bu konuda başarılı gerçekten. Gazeteyi de gittiğim bir iş yerinde ya da alışveriş yaptığım bir yerde gördüğümde çok seviniyorum. Üzüldüğüm nokta; çalışma arkadaşlarımı kısmen üzgün gördüğümde üzülüyorum.
Diliyorum ki böyle hepimizin ekonomik sıkıntılarının olmadığı, insanların rahat rahat çalıştığı, kafasında herhangi bir düşüncenin olmadığı, yeterli bir ücret aldığı bir ortam oluşsun. İşte bu da o tirajımızda belli bir yere gelmekle alakalı biraz. Bunun suçunu da kendimizde arayacağız, başkalarında değil. Bu halk ne kadar kalite verirsen o kadar sana döner. Bu kaliteye ulaştığımız zamanda bu sorunlar kalmayacak. O zaman hepimiz birden mutlu olacağız.
****************
‘Hayat yarım kaldı'
Depremden bahsettik. Yüksek katlı bir binada depremi yaşamışsınız. Bunun pişmanlığını duyuyor musunuz?
Binlerce kez. Çok ağır kayıpları olanlardan biriyim ben. Rahmetli oğlumu kaybettim. Eşim annesini, kız kardeşini, oğlunu kaybetti. Çok ağır yaşadık biz bu depremin acısını. Hepimiz de suç var. Ben psikologum, kendini depresyonlu anlamında söylemiyorum. İnsana bir şey olduktan sonra kendini suçlar ama mantığını da koyduğun zaman gene suçluyoruz. Bir araba alırken her şeyini inceliyorsun. Deprem bölgesinde gelip 5 katlı binada oturuyorsun. Bunun mantığı falan yok.
Suç bizde de var, bizi yönetenlerde de…Niye? Her depremden sonra inşaat yönetmelikleri değişiyor. Bir deprem yaşıyorsun atıyorum 2 santim kalınlığında demir olsun diyorsun. Bir deprem yaşıyorsun 3 santim olacak diyorsun. Bir deprem daha yaşıyorsun 4 santim olacak diyorsun. Be mübarek yeniden bilim mi yaratıyorsun? Sen 4 santime getirdin, 2 santim olanlar ne olacak? Gelişmiş ülkelerde ölmek tesadüftür, bizim gibi ülkelerde yaşamak tesadüftür. Geçmişten bugüne iyi yönetilmemiş bir ülkede yaşamak bizim için büyük bir talihsizlik.
İkincisi, böyle bir ülke kendini geliştirmeyen insanlarda olduğu için böyle yönetilmiş. Bu da ikinci kendi adımıza bir talihsizlik. Yani benim de suçum var, benim eşimin de suçu var, bizi yönetenlerin de geçmişten bugüne suçu var. Bundan sonra olacak bir depremde yeniden acılar yaşayacak olanların ve halen o evlerin içinde oturanların, halen o evlerin içinde oturtturulanların, hepsinin suçu olacak. Bu suç devamlı gidecek. Olan gidene oluyor işte. Kalan şöyle veya böyle…
Allah insana öyle bir şey vermiş ki, kalbini söküp atsa gene yaşama istediği var insanda. Aklı yerindeyse o yaşama azmini kaybedemiyorsun; ama hep böyle yarım oluyor. 99'dan bu yana uzatmaları oynuyoruz. Bizim gibi bir çok insanın hayatı yarım kaldı. Binlerce insanın, yüz binlerce insanın hayatı yarım kaldı. Yazık günah. Dilerim bundan sonra artık hem bu çok katlı binalarda, güvenliksiz binalarda oturanlara, hem yönetenlere, bu soruna bir an önce çözüm bulurlar. İnsanlarda bence lüksten önce güvenliği düşünsünler. 1 kilometre uzak olsun güvende olsun. 5 kilometre uzak olsun güvende olsun. Gecekonduda olsun güvende olsun. İnsanların bunun kararını vermeleri lazım. Çünkü gerçekten bu acıyı yaşadıktan sonra önce kendini suçluyorsun.
Oğlunuzu kaybettiniz ama aynı zamanda psikologsunuz. Psikolog olmanızın bu acıyı hafifletmeye katkısı oldu mu?
Hiç faydası yok. Hiç bir katkısı olmadı. O acıyı hiçbir şey hafifletmez. Allah düşmanımın başına vermesin böyle bir acıyı. Bu acıyı hafifletecek hiçbir şey yok. Hayat orada yarım kalıyor. Her şey farklı. Anne baba acısı farklıdır, kardeş acısı farklıdır. Ben hepsini yaşadım ama o acı hepsiden farklıdır. Onu kaybedecek, onu azaltacak hiçbir sebep, hiçbir şey yok. Hayat ondan sonra hep yarım gidiyor yan
Yazı Tarihi : 24 Aralık 2008 Çarşamba