ÜÇ BÜYÜK ARZUM VAR
"ÜÇ BÜYÜK ARZUM VAR"
‘3 tane büyük arzum var' diyen SAMTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı, iş adamı Kenan Sakallıoğlu, Elmas Otel'i yaptırmak, Doktor Kazım Ertürk Müzesi açmak ve bir meslek lisesi yaptırmak istiyor.
Bu hafta SAMTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı, iş adamı Kenan Sakallıoğlu ile sohbet ettik. Oldukça keyifli geçen sohbetimizde Sakallıoğlu'nun iş ve özel hayatı, deneyimleri, anıları ve başarısını bulacaksınız. İşte Sakallıoğlu'nun hayatı…
Kenan Bey, biraz kendinizden bahseder misiniz?
1930 doğumluyum. Depremler gördük, harpler gördük, varlık gördük, kıtlık gördük. Ekmeğin karneyle satıldığı günleri gördük. Toplu iğnenin, diş fırçasının olmadığı günleri gördük. 7-8 dönüm üzerinde içinde türlü meyve ağaçlarının olduğu 3 katlı büyük bir evde büyüdüm. İlk ve orta tahsilimi Adapazarı'nda yaptım. O dönemlerde Adapazarı ve İzmit'te lise olmadığı için lise tahsilimi İstanbul'da yaptım.
Civar ilçelerde de orta okul yoktu. Sabihahanım'da okudum. İsmi çok cazip gelmişti. Bir kadın okul yapmış, ‘inşallah benimde imkanlarım el verir bende böyle bir okul yaptırırım' diye düşünmüştüm. Kızımın adına bir okul yaptırdım. Hukuk Fakültesi'ndeyken Adapazarı'nda işlerimin yoğun olması sebebiyle okulu bitirmeden ayrıldım. 1949 senesinden beri ticaret hayatındayım; sanayinin içindeyiz. 1974 yılında Paksan'ı kurduk.
1980 yılında İstanbul Ömerli'de entegre harç sanayini kurduk. Halen de ticaretle meşgulüz. Demek ki 60 yıldayız. Bir ömür…Zaman çok çabuk geçiyor. Sizin yaşlardayken zamanın bu kadar çabuk geçeceğini aklımıza getirmezdik. Uzun seneler oldu ama zamanın nasıl geçtiğinin farkına varamadım. 1964 senesinde evlendim. İki kızım oldu. Büyük kızım 1992 yılında Adana'da PKK bombasıyla şehit düştü. Onun adına Figen Sakallıoğlu Anadolu Lisesi ve Figen Sakallıoğlu Sağlık Ocağı'nı yaptırdık. Annemin adına da Emirdağ Mezarlığı ve Camisi'ni yaptırdık.
Gününüzü nasıl geçiyorsunuz?
Sabahları namaza kalkıyorum. Bu kışın 06:00 civarında oluyor. Saat 08:00'da torunumu okula bırakıyoruz. Saat 09:00'da iş yerinde oluyoruz. Akşamları da 18:30'da iş yerinden çıkıp Yukarıdere Köyü'ne, evimize dönüyoruz. İstanbul'da evim var. İstanbul'da olduğum zamanlarda sabahları 1-1.5 saat yürüyüş yaparım. Yürüyüşten sonra işlerimi görmeye giderim. Bodrum'da evimiz var. Yazın orada kalıyorum ve hiçbir iş yapmıyorum. Bol bol spor yapıyorum, yüzüyorum.
‘ÜÇ BÜYÜK ARZUM VAR'
Hayırsever bir iş damısınız…Yeni projeleriniz var mı?
Otel projemiz var. Depremde yıkılan Elmas Otel'in yerine 300 yataklı, 4 yıldızlı bir otel yaptırmak istiyoruz. Bunların projeleri bitti. Allah nasip etti hayırlar yapıyoruz. Şu anda 15 talebeye burs veriyoruz. Geçen seneden beri Figen Sakallıoğlu Anadolu Lisesi'nden mezun olan öğrencilere üniversite bursu veriyoruz. 3 tane büyük arzum var; Elmas Otel'i yaptırmak, Doktor Kazım Ertürk Müzesi açmak ve bir meslek lisesi yaptırmak.
Allah inşallah bunları nasip eder. Disiplinli bir hayat yaşıyorum. Yemek ayırmam. Tarhana çorbası, kuru fasulye, pilav Anadolu Türk yemekleri en sevdiğim yemeklerdir. Bunun yanında Adapazarı'nın meşhur köftelerini de tatmak büyük bir zevk. Adapazarı'nı çok seviyorum. Her yerde Adapazarı'nın reklamını yapıyorum. Alışverişlerimin en büyük kısmını Adapazarı'ndan yapıyorum. Adapazarı'nda olan bir şeyi başka bir yerden almam mümkün değil.
Elmas Otel'in projesi şu anda ne durumda?
Otelin müsaadelerini alıyoruz. Bu sene sonunda başlayacağız.
Bir müze açma projeniz var, bundan biraz bahseder misiniz?
Dr. Kazım Ertürk adına bir müze açmayı planlıyoruz. Müze'nin yerini eski Ticaret Odası binası olarak kararlaştırdık. Kazım Ertürk eskiden beri antikaya meraklıydı. Elinde bulunan antika eserleri Topkapı Müzesi'ne vereceğini söyledi. Bende eserlerin Adapazarı'nda daha fazla ilgi çekeceğini, bunların Adapazarı'na kazandırılması gerektiğini söyleyerek kendisini ikna etmeye çalıştım.
Ertürk, 7-8 aylık uğraştan sonra antika eserlerini Adapazarı'na vermeyi kabul etti. Bir kısım işlemeli örtüler, Alparsalan zamanından kalma bakır siniler ve eski yazı ürünlerinin de yer aldığı bir çok antika eseri Adapazarı'na yolladı. Bu eserler şu anda Maltepe Sosyal Tesisleri'nde muhafaza ediliyor. Kazım Bey'i geçen sene şubat ayında kaybettik. Bu eserler çok büyük maddi kıymete sahip olduğu için veraset belgesi sebebiyle Sakarya'da kurulacak olan Kazım Ertürk Müzesi için, Topkapı Müzesi'ne bırakıldı.
Büyükşehir Belediyesi gerekli ilgiyi göstermediği için şu anda eserlerin bir kısmı Topkapı'da bir kısmı Maltepe'de duruyor. Aynı yere inşallah bu müzeyi açacağız. Gerek mevki olarak gerekse müze kazanımı olarak Adapazarı'na büyük katkısı olacak. Yurt içinde ve yurt dışında çok yerler gezdim. Gittiğimiz bir ülkede evvela o ülkenin müzesine gidiyoruz. Türkiye'de müzecilik anlamında güzel adımlar atılıyor.
Sayın Başkan o dönemde Sakaryaspor'a çok önem verdi. Yani paralar oraya gitti. Hepimiz Adapazarılıyız, Adapazarı'nı çok seviyoruz. Sağlık ocakları yaptırdık, okul yaptırdık. Bu müze benim yapamadığım, içimde kalan bir şey. Allah inşallah nasip edecek. Sonra tekrar okula döneceğiz. Okul yapmanın zevki ve hazzı çok başka. Ben neden ikinci, üçüncü kez okul yaptıramıyorum diye okul yaptıranları kıskanıyorum. Çünkü onun hazza bambaşka.
‘İŞİMİ SEVİYORUM'
Hala işinizin başındasınız…
İşimi seviyorum. Emekliliği hiçbir şekilde kabul etmiyorum. İşimiz bizim sahnemiz. Biz de işimize geldiğimiz zaman şartlara göre kendimizi adapte ediyoruz. 1948-49 senelerinde Adapazarı'nda ilk vitrinli mağazayı biz açtık. İlk olarak mukavva mankenler vardı. Vitrine mukavva mankenler koyduk. Bunlar canlı mı diye karmaşa oluyordu. Sonra şu anda kullanılan alçı mankenler çıktı. İstanbul'dan profesyonel vitrinciler gelmeye başladı.
Mağazamız 3 katlı, Vakko gibi bir mağazaydı. Sonra aynı mağazanın karşısına Hülya Butik diye bir butik açtık. Bunlar Adapazarı'nın ilkleridir. Yani ben 1948 yılından 71 yılına kadar tekstil, konfeksiyon alanında faaliyet gösterdim. 1971'den itibaren Tofaş bayiliği nedeniyle otomotiv gurubunun başına geçtim. O tarihten beri de Tofaş'ın en eski bayisiyim. Ayın altısında 39'ncu seneye girdik.
‘Kızımızın acısı hala ilk günkü gibi'
Az önce de bahsettiniz, kızınızı kaybettiniz. Nasıl oldu, anlatır mısınız?
Allah kimseye evlat acısı göstermesin. Acı, ilk günkü gibi. Kızım İngiltere'den döndükten sonra evlendi. Sapmaz ailesine gelin gitti. Sonra babası vefat edince Adana'ya çiftliğin başına gittiler. Ben de o sırada Elmas Oteli bitirmeye uğraşıyorum. 20 gün sonra devamlı Adapazarı'nda olmak üzere geleceklerdi. 1992 senesinde arkadaşlarıyla vedalaşırken ayrılık yemeğinde Adana Tenis Kulübü'ne PKK bomba atıyor ve 3 aylık hamile kızımızı 26 yaşında kaybediyoruz.
Hala ilk günkü gibi üzüntümüz, acımız, bağrımızı yakıyor. Kızımızın adına hayırlar yapıyoruz. Allah herkesin evladına iyi yazılar yazsın. Kimse bu acıları yaşamasın. Eşim geçen sene Figen Sakallıoğlu Anadolu Lisesi'ne bir laboratuvar yaptırdı. Bu sene de okulun zarar gören giriş kısmını yaptırdı. Her sene okula bir şeyler yaptırıyoruz. Eksiklikleri tamamlıyoruz. Bundan sonra bir tane daha okul yaptırmak istiyoruz. Ben yetişemesem bile aile yaptıracak.
Adapazarı'nı nasıl değerlendiriyorsunuz. Eski Adapazarı ile kıyaslarsanız neler söylersiniz?
Adapazarı eskiden daha güzeldi derler. Tabi bahçe içinde evler vardı; o ayrı bir güzellik ama Adapazarı çok güzelleşiyor. Depremden sonra devletinde yardımıyla Adapazarı'na mükemmel yollar yapıldı. Adapazarı'na ne yapılsa azdır. O kadar güzel bir memleket ki… Cennet gibi bir yerde yaşıyoruz. Çok şanslı insanlarız.
‘Çok mutlu bir
aile hayatım var'
Çok sevecen, kibar birisiniz… Kendimizle ilgili neler söylersiniz?
Uzun Çarşı'da yetiştik. Uzun Çarşı bizim zamanımızda başlı başına bir kaliteydi. Hem dindarım, hem hacıyım, hem de Atatürk ilkelerine kökten bağlıyım. Çok mutlu bir aile hayatım var. Aile olarak bir bütünüz. Birimizin dileği hepimizin dileği olur. Eşim de kolej mezunu. 45 senelik bir evlilik hayatım var ve çok mutluyum.
‘EVDE EV AYAKKABISI TERCİH EDERİM'
Bunun sırrı nedir sizce?
Bence evlilik bir fedakarlık. İki ayrı yetişmiş insan bir araya geliyor ve yuva kuruyor. Fedakarlık, sevgi ve saygı şart. Bunlar olmadan evlilik düşünülemez. 45 senelik evliyim, daha evde yatak odasının dışında pijamayla gezmedim. Kızımın odasına kapısına vurmadan girmem. Evimde ayrı kıyafetler giyerim. Bu da evime olan saygımdır. Evde de terlik yerine ev ayakkabısı tercih ederim.
Terlik bana alaturka geliyor. Hele pijamayla…Çok banal geliyor. Bunları bir medeniyet simgesi ve saygı olarak görüyorum. İlk apartman yaptırdığımızda eşime oturma odasında ‘ben oturacağım' dedim. Çünkü o evin en büyük misafiri benim. Ev halkı o evin misafiri zaten. Kahve pişirmesini, çay demlemesini bilmem ama evdeki eşyalarla kızım ve ben ilgileniriz.
‘EŞİMLE BİRBİRİMİZE İLK GÜNKÜ GİBİ BAĞLIYIZ'
Böyle mi yetiştirildiniz? Ailenizde mi böyleydi?
Değildi; ama ben böyle bir düzen kurdum. O zaman elektrik bile yoktu. Evimiz büyük bir evdi. Isınma problemi vardı. Böyle bir imkan o zaman olamazdı.
Eşinizle diyalogunuz nasıldır?
Eşimle okulu bitirirken görücü usulü ile tanıştık ve mutlu bir 45 senemiz geçti. Birbirimize hala ilk günkü gibi bağlıyız.
‘Vehbi Bey ile
güzel anılarımız var'
Ünlü ailelerle yakın dostluğunuz var. Onlarla ilgili unutamadığınız bir anınız var mı?
Vehbi Bey ile güzel anılarımız var. Vehbi Bey, Adapazarı ziyaretinde İkizce Köyü'nde oturan eski bakanlardan Ekrem Beyi ziyaret etmek istedi. Ziyarete giderken yolda Pamukova kavunu gördü ve satın almak istedi. Ben hemen oteli arayarak, Pamukova'dan kavun getirttim. Vehbi Bey, parasını ödemek istedi. Ben parasını ödetmek istemedim; fakat kendisi ‘sen ikram etseydin ödemezdim, ama ben kendim satın almak istedim' dedi. Ziyaretten döndüğümüzde kendisine 4 kasa kavun verdik. 4 kasa kavun daha kalmıştı.
Biz, kalan kavunları kestiğimizde hepsinin kelek çıktığını gördük. Vehbi Bey'in aldığı kavunlar nasıl çıktı bilmiyoruz; ama Vehbi Bey bu konuyu hiç açmadı. Çok yazışmalarımız oldu; ama depremde hepsi gitti. Kendisiyle güzel anılarımız vardı. Farklı bir anım daha var.
Elmas Otel'in yanında bir işyerimiz vardı. İşyerinde de çok güzel, çok şık bir mescidimiz var. Katolik İtalyan bir iş adamı ziyaretime gelmişti. Mescidi görünce ‘burası ne?' diye sordu. Bende orada ibadet yaptığımızı söyledim. Kendisi de mescitte ibadet etmek istedi ve birlikte mescitte ibadet yaptık. Ben namaz kılarken o da ayakta ibadetini yapıyordu. Benim bir ara gözlerim kendisine takıldı. Baktığımda ağlıyordu. Namazımı bitirip ayağa kalktığımda bana sarıldı ve ‘sizin için dua ettim' dedi. ‘Ben de size dua ettim' dedim.
Yazı Tarihi : 12 Ocak 2009 Pazartesi